Türkçe

Suriye iç savaşının haritası

Altıncı yılında bulunan Suriye’deki iç savaş, dünya jeopolitiğinin çekim noktalarından birine, farklı yerel gruplar kanalıyla birbiriyle rekabet eden ve çıkarlarını savunan çeşitli emperyalist ve bölgesel güçler için manyetik bir alana dönüştü. Bu şekilde uluslararasılaşması nedeniyle mücadelenin gerek dinamikleri, gerek diplomatik müzakereler kanalıyla çözülmesi, iç güç ilişkilerinin çok ötesine geçiyor ve başta ABD ve Rusya olmak üzere savaşa müdahil olan çeşitli aktörlerin tutumlarına bakıyor.

Suriye iç savaşının haritası

Ulus­lararası boyut sadece Halep ve Kobane çatış­maların­da göze çarp­mıy­or. Çoğu zaman olduğu gibi, bura­da da karşımız­da çift taraflı bir yol var. AB’yi sarsan mül­te­ci krizi, dünya sah­ne­sine yeni tipte, reak­siy­on­er ve öngörüle­mez bir terörizmin çıkışı, bu terörizmin eylem alanını Arap ve Müs­lü­man dünyanın ban­liyö­lerinden Batı’nın başkent­ler­ine doğru genişletmesi; Irak ve Afgan­istan savaşlarıy­la beraber Ortadoğu’da oluşan durum­la, özel­lik­le de Suriye’deki iç savaşla yakın­dan ilişk­ili. IŞİD ve diğer terör örgüt­lerinin yönet­mek­ten çok ilham verdiği, ‘ken­di kendine radikalleşmiş’ bireyler tarafın­dan gerçek­leştir­ilen inor­ganik saldırılar­dan en yoğun etk­ile­nen ülke şu ana kadar Fransa. İki yıl­dan az bir sürede Fransa’da gerçek­leşen üç saldırı, gerek kur­ban­ların sayısı gerekse de seçilen hede­flerin sem­bo­lik öne­mi nedeniyle büyük etki yarat­tı. Bu olgu­ların siyasi, güven­lik ve askeri boyut­ları muhteme­len önümüzde­ki yıl­lar boyun­ca süre­cek. Kısa vad­ede yol açtık­ları etki ise, Fransa’nın Suriye’de üst üste gerçek­leştirdiği saldırılar­da görüldüğü gibi, emperyal­ist savaşkan­lığı azdır­mak, ayrı­ca Batı’daki Müs­lü­man toplu­luk­ların daha fazla baskıya maruz kalması ve suçlu muame­le­si görme­si. Yol açtık­ları bir diğer sonuç ise, yabancı düş­manı aşırı sağın yük­selişi.

Operasyon sahası

Suriye iç savaşı, ufuk­ta kolay bir askeri veya poli­tik çözümü görün­meyen, uzat­malı bir çatış­maya dönüştü. Çatışan taraflar­dan hiçbiri ne zafer kazanacak ne de yenil­giye uğratıla­bile­cek gibi görünüy­or. Dra­matik bir “süre­siz pat” halinde bulu­nan ülke, ara ara el değiştire­bilen tesir alan­ları­na bölün­müş durum­da. Bunun siv­il nüfus üzerinde­ki etk­i­leri ise son derece ağır.

Bu çok boyut­lu savaşın eksik­siz bir har­i­tasını çıkar­mak mümkün olmasa da, kaba­ca dört temel aktör olduğunu söyleye­bil­i­riz.

Esad reji­mi, Rusya, İran, Hizbol­lah ve Irak­lı Şii mil­is­lerin desteğiyle, Şam ve sahil böl­gesi­ni kon­trol altın­da tutuy­or. Strate­jik öne­mi haiz olan bu bölgede ülkede kalmış nüfusun yarısı yaşıy­or. Rejimin ülkenin tamamını tekrar kon­trol altı­na ala­may­a­cağı açık; ancak, üs böl­gelerinden muhalif toprak­ları­na doğru saldırılar düzen­liy­or ‑onları ger­ilet­m­eye, tedarik kanal­larını kesm­eye veya yaşam­sal önemde­ki nok­ta­ları ele geçirm­eye çabalıy­or.

Bu duru­mun en çarpıcı örneği olan Halep’te, iki tarafın bir­birine karşı yürüt­tüğü “karşılık­lı kuşatma”dan yüz bin­lerce siv­il etk­ileniy­or. Daraya kentinde de ben­z­er bir durum söz konusu. Esad’a karşı ayak­lan­manın sem­bol­lerinden biri ve rejimin zul­münün kilit örnek­lerinden biri haline gelen, Şam’ın bu muhalif mahallesinde dört yıl boyun­ca süren kuşat­ma Ağus­tos ayın­da sona erdi. Suriye ordusu karşısın­da yenil­giyi kab­ul eden Özgür Suriye Ordusu mil­is­lerinin İdlib böl­ge­sine geçmeler­ine izin ver­ilirken, kentte bulu­nan birkaç bin siv­il tahliye edil­di; aki­bet­leri bel­li olmayan bu sivil­lerin önem­li bir kıs­mı rejimin ceza­ev­ler­ine atılmış ola­bilir. Her ne kadar harab­eye dön­müş ve terk edilmiş olsa da, Daraya’nın düşme­si başkan­lık sarayının birkaç kilo­me­tre uza­ğın­da­ki bir isyan odağının ortadan kalk­ması anlamı­na geliy­or.

Esad’a karşı mücadele eden “isyancılar”, İdlib ve Halep eyalet­lerinde güç­leri­ni artır­mış durum­da. Bu bölgede mücadele veren gru­plar arasın­da, Suu­di Ara­bis­tan ve Katar gibi Kör­fez ülkeleri, Türkiye, ABD ve baş­ka Batılı güçlerce destek­le­nen ve geniş bir yel­paz­eye yayılan seküler, “ılım­lı” İslam­cı ve Sele­fi mil­isler bulunuy­or. İç parçalan­mışlık­ları ve dış destekçi­lerinin fark­lı çıkar­ları nedeniyle, bu gru­plar bir­biriyle rek­a­bet ediy­or ve savaşı bitire­cek olası bir anlaş­ma­da eli­ni güçlendirm­eye çalışıy­or. Burada­ki en önem­li örgütler­den biri olan Özgür Suriye Ordusu, Esad’ın ordusunu terk eden asker­ler ve “ılım­lı” İslam­cılar tarafın­dan, Türkiye ve ABD’nin desteğiyle kurul­du. Batı’dan değil ama bölgede­ki ülkel­er­den destek alan El Nus­ra ise, geçmişte El Kaide’nin Suriye örgütüyken buradan kop­tu ve terörist damgasın­dan kur­tul­ma niyetiyle Şam’ın Fethi Ceph­esi adını aldı. Bu estetik değişime tak­tik değişim­ler eşlik etti. IŞİD’den fark­lı olarak, El Kaide, yer­el halkın en azın­dan müsama­hasını kazan­mak gerek­tiği­ni anlamış görünüy­or. Örneğin Halep savaşın­da, örgütün mil­is­leri rejimin kuşat­masını kır­mak için oynadık­ları rolü aynı zaman­da poli­tik desteğe tahvil etm­eye çalışıy­or.

Muhalif gru­plar­dan net çizgiler­le ayrılan IŞİD, askeri anal­istlere göre, hal­ife­liği­ni ilan ettiği toprak­ların %20’sini (Irak’ta %40’ını) yitir­miş durum­da. Palmi­ra ken­ti­ni kaybe­den IŞİD, başken­ti Rakka’yı elinde tutuy­or. IŞİD’in temel yöne­li­mi, muhal­iflerin elin­de­ki toprak­ları fethet­mek ve Suriye ordusuy­la doğru­dan karşı karşıya gelmek­ten kaçın­mak oldu.

IŞİD ve eski El Nus­ra gerek ABD’nin başını çek­tiği koal­isy­on gerek Rusya’nın lid­er­lik ettiği oluşum tarafın­dan meşru hedef kab­ul ediliy­or. Ancak bilindiği gibi Türkiye ikili bir poli­ti­ka izley­erek IŞİD’e belir­li bir tol­er­ans gös­ter­di; çünkü Türkiye’nin bu savaş­ta­ki bir­in­cil hede­fi sınırın öte yanın­da özerk bir Kürt böl­gesinin oluşu­munu engelle­mek.

Güç sahibi dördüncü aktör ise, ülkenin kuzey kıs­mı­na hakim olan radikal PYD ve onun silahlı gücü YPG tarafın­dan yönetilen Kürtler. Roja­va olarak anılan bu bölge, “demokratik kon­fed­er­al­izm” sis­te­mi altın­da yönetilen üç otonom kan­ton­dan oluşuy­or (Cizre, Kobane ve Afrin). IŞİD’e karşı mücade­lesinde ABD ile geçi­ci bir askeri itti­fak kuran PYD bir ölçüde ulus­lararası meşruiyet kazandı ve Esad reji­minin örtülü müsama­hasını elde etti. Gel­gele­lim, Kürt­lerin tek başı­na büyük bir güce sahip olduğunu düşün­mek yanıltıcı olur. Bir gelişme, ABD’nin itti­fak­lar yel­paze­si çerçevesinde Kürt­lerin (özel­lik­le de en radikal olan­larının) feda edilebilir olduğunu ve ABD’nin 1952’den beri NATO üye­si olan Türkiye gibi bir strate­jik ortağın­dan vazgeçmeye­ceği­ni ortaya koy­du. Ağus­tos ayı son­ların­da Türkiye ilk kez, Suriye’nin kuzeyin­de­ki Cer­ablus ken­tine bir askeri operasy­on başlat­tı. Operasy­onun amacı hem IŞİD ve PYD mil­is­leriyle mücadele etmek, hem de Halep savaşının yarat­tığı kar­maşadan yarar­lanıp belir­li bir böl­geyi kon­trol altı­na almak. ABD Türkiye’nin taaruzu­na destek ver­mek­te tered­düt etme­di. Kürt böl­gesinin iç duru­mu da istikrarsız ve özerk böl­gelerin kon­trolü son tahlilde Sun­ni Ara­plar baş­ta olmak üzere diğer kes­im­ler­le arada­ki itti­fa­ka bağlı. Kürtler ve Ara­pların dahil olduğu Suriye Demokratik Güç­leri itti­fakı, ABD’den destek alıy­or.

Açıkça, Kürt­lerin gerek yer­el gerek ulus­lararası itti­fak­ları tak­tik ve geçi­ci bir özel­lik taşıy­or; uzun vadeli çıkar­ların örtüşmesin­den ziyade IŞİD’e karşı mücade­lenin gerek­lerinden kay­naklanıy­or. Dolayısıy­la bu itti­fak­ların özerk bir Kürdistan’ın kurul­masın­da poli­tik zemin işle­vi göre­ceği düşünülmemeli.

Jeopolitik boyut

2014 yılın­da IŞİD’in sah­n­eye çık­ması ve hilafet ilan etmesinin ardın­dan, Rusya ve ABD’nin müda­haleleriyle beraber savaşın reak­siy­on­er niteliği daha da yoğun­laştı. Çeşitli tarafların dahil olduğu bir iç savaş ile “teröre karşı” ulus­lararası savaşın çakış­ması, gelenek­sel askeri teo­ri­lerin sınır­larını zor­luy­or. Çapraz, çelişk­ili ve değişken itti­fak­lar­dan oluşan bu çerçevede, aktör­ler bir savaş sahasın­da çatışırken diğer bir saha­da tak­tik işbir­liği yapa­biliy­or. Ancak her delilik­te olduğu gibi, bu muam­ma­da da bir man­tık mev­cut. Bu da, Suriye’deki savaşı belirleyen iki bölge­sel ve bir ulus­lararası çek­işme ile açık­lan­abilir.

Bir­in­cisi, Suu­di Ara­bis­tan ve İran arasın­da­ki bölge­sel “soğuk savaş.” ABD’yle imza­l­adığı nük­leer anlaş­madan son­ra, İran hege­monya hede­fleri bulu­nan bir bölge­sel güç olarak sah­n­eye döndü. Suu­di Ara­bis­tan ve İran arasın­da­ki çek­işme, Şii ve Sun­ni İslam arasın­da­ki çatış­ma şek­linde kristalleşse de, din­le değil poli­ti­ka ve ikti­dar­la ilgili; kap­samı Suriye ve Irak’tan tutun Yemen’deki iç savaşa kadar uzanıy­or.

İkin­ci unsur ise Türkiye’nin gerek ken­di sınır­ların­da­ki gerek Suriye’deki Kürtlere karşı savaşı. Bu durum Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya getir­di ve geçen Kasım ayın­da bir Rus uçağının düşürülme­sine yol açtı. Türkiye, iç poli­tikada­ki gelişmel­er ve “Arap baharı” süreç­lerinden iste­diği gibi yarar­lan­mayı başara­ma­ması nedeniyle, ulus­lararası plan­da yalıtıldı. Tem­muz ayın­da cumhur­başkanı Erdoğan’ı hedef alan darbe gir­işi­minin ardın­dan Rusya ve İran’la tekrar yakın­laş­ma çabaları ve ABD’yle ilişkinin topar­lan­ması, ülkenin bölge­sel bir güç olarak kon­u­munu geri kazan­maya yöne­lik daha geniş strate­jisinin parçaları.

Üçüncü belir­leyi­ci unsur ise ABD (ve “Batı”) ile Rusya arasın­da­ki strate­jik karşıtlık. Suriye’deki müda­hale­si sonu­cun­da Rusya, her tür müza­k­erenin hake­mi kon­u­mu­na gel­di. Oba­ma yöne­ti­mi bir ikilem yaşıy­or: Bir yan­da, Suriye’de bir barış anlaş­ması­na var­mak için Rusya’yla işbir­liği yap­mak duru­mun­da ‑ki Cenevre’deki zirvel­erde bunu dene­di ancak başarılı ola­madı-. Öte yan­da, bunu yaparken Putin’e bir zafer bahşet­memek istiy­or, ancak bu imkan­sız gibi görünüy­or. ABD’deki yak­laşan seçim­ler belir­si­zliği daha da artırıy­or, çünkü ABD sis­tem­i­nin şahin­lerinin desteği­ni alan Hillary Clin­ton şim­di­den daha müda­hale­ci bir poli­ti­ka izleye­ceği­ni ve Rusya’nın daha fazla üzer­ine gide­ceği­ni ilan etmiş durum­da.

İç savaş ve soldaki tartışmalar

Suriye’deki durum ulus­lararası solu, taraflar­dan birine destek veren iki kes­ime böldü: Azın­lık eğil­i­mi Esad’in dik­tatöryel reji­mi­ni (hat­ta Rusya’nın müda­halesi­ni de) savunuy­or ve bun­ları ABD’nin ve Sele­fi İslam’ın reak­siy­on­er güç­lerinin taar­ruzu­na karşı direniş olarak görüy­or. Çoğun­luk eğil­i­mi ise, demokratik veya insancıl argü­man­lar­la, “isyancı” kam­pı veya ÖSO gibi “seküler” ver­siy­on­larını, bun­ların sınıf karak­teri ve strate­ji­leri­ni hesa­ba kat­mak­sızın destek­liy­or. Her iki kes­im için de sınıfların yeri­ni “kam­plar” almış durum­da. Suriye’nin tra­je­disi, Esad’a karşı ver­ilen mücade­leyi devrim­ci bir sürece doğru götüren eğil­im­lerin, örneğin kitlelerin demokratik eylem­lerinin veya yer­el halk kon­sey­lerinin, bir yan­da rejimin zul­mü ile diğer yan­da açıkça reak­siy­on­er hede­fler güden silahlı güç­lerin arasın­da sıkışıp boğul­masıdır. Bunun istis­nası olan Kürt mil­isler, nüfusun için­de­ki kitle tabanın­dan çok dış destekçi­lerinden etk­ileniy­or. İç savaşa dair bu tespitler, Esad dik­tatör­lüğüne karşı mücadele etme gereği­ni ortadan kaldır­madığı gibi, “Arap baharı” dal­gasın­da bu despot rejime karşı 2011 yılın­da başlayan halk isyanının gerçek niteliği­ni de değiştir­miy­or. Ancak mese­le, çatış­manın başlangıcın­da isa­betli olan bu zem­i­nin, günümüzde­ki duru­mu kavra­ma açısın­dan tama­men yeter­siz kalması; her ne kadar kimi direniş odak­ları halen mev­cut olsa da, mev­cut durum halk mücade­lesin­den ziyade vekalet savaşı özel­lik­lei taşıy­or. Bu durum da, isyan dal­gasının yenil­giye uğra­masının genel bir sonu­cu.

Hal­i­hazır­da emperyal­ist savaşa, Esad dik­tatör­lüğüne, Rusya’nın müda­hale­sine ve İslam­cı reak­siy­onun “yeni terörizmi”ne karşı mücadele nok­tasın­da bağım­sız bir poli­tik duruş gerek­li. Söz konusu yeni terörizm, klasik Marksizm’in tartıştığı anarşist­lerin veya popülist­lerin birey­sel terörizmiyle hiçbir ben­z­er­lik taşı­madığı gibi, siv­il hal­ka yöne­lik poli­tikaların­da emperyal­iz­mi ve onun savaşlarını kendine örnek alıy­or.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.