Türkçe

Rojava’daki Deneyimler ve Devrimci Strateji

Rojava deneyimleri üzerine çeşitli değerlendirmeler bulunuyor. Yaşanan süreci bir devrim olarak nitelendirebilir miyiz? Özyönetim yapılarının toplumsal içeriği ve nihai olarak Kürt halkının kurtuluş perspektifleri nelerdir?

Rojava’daki Deneyimler ve Devrimci Strateji

Rojava ABD’nin emriyle silahlanmadı

Kürt Hareketi ABD’nin emriyle islam­cı terör­le savaş­mak için silahlan­madı. Silahlan­ma süreci­ni başla­tan esas unsur, özyöne­time duyu­lan arzudur. Ezilen ulusun ken­di kaderi­ni tayin etmesi, ulusal baskı­dan kur­tu­luş yol­un­da geçiş karak­teri taşıyan kilit bir adımdır. Ezilen ulus­lar bu tale­p­lerinde eşit hak­lara sahip olmanın yol­unu görür­ler. YPG/YPJ ken­di özyöne­tim­leri­ni koru­mak için İŞİD’i yendil­er. Bizler Rojava’nın askeri başarılarını savunurken, tüm yabancı ordu­ların ve kuvvet­lerin Suriye ve Rojava’dan çek­ilmesi­ni talep ediy­oruz. Esad reji­mi fır­sat­tan isti­fade ederek, Roja­va halk savun­ma bir­lik­leri­ni silah­sı­z­landır­mayı amaçlıy­or. Böyle­lik­le Rojava’yı ken­di reji­minin boyun­duruğu altı­na ala­bile­cek. Bizler Kürt halkının ken­di kaderi­ni tayin hakkını, öz-yöne­tim­leri­ni ve ordu­larını destek­liy­oruz.

ABD’nin Suriye’den çek­ilmesinin ardın­dan, elbette İŞİD’in tekrar güçleneceği veyahut ben­z­eri islam­cı-cihadist gru­pların oluşup oluş­may­a­cağı sorusu tartışılıy­or. İç savaşlar ve emperyal­ist saldırılar tarafın­dan tahrip edilmiş toplum­lar ve bu ülkelerin ekonomik bağım­lılığı, İŞİD gibi geri­ci güç­lerin sosyal tabanını oluş­tur­masın­da­ki belir­leyi­ci fak­tör­lerdir. Bu bağlam­da İŞİD’in asıl olarak 2003 ABD işga­line karşı Irak devleti ve ordusu­nun zayıflığın­dan fay­da­landığı­na da dikkat çek­mek gerek.

İŞİD, “sokak­ta­ki” gücünü Orta Doğu’nun genelinde mey­dana gelen, devrim­ci durum­ların karşı devrim­ci süreçlere dönüşm­eye başla­ması ile topladı. Ancak İŞİD’e karşı gerçek­leşen askeri başarılar ve Rojava’daki demokratik kazanım­lar göz ardı edile­mez. Bölge halkının çoğun­luğun­da bu zafer­ler kadın ezilme­si ve mil­liyetçi çatış­malar­dan bir kop­uş olarak görüldü. Bu kazanım­ların sınır­ları üzer­ine yazının sonuç kıs­mın­da değineceğiz.

Emperyal­ist devlet­lerin “İŞİD tehlike­sine” karşı olan korku­ları, AB ve ABD’nin Batı Asya’da yenildiği varsayımı­na dayan­mak­ta.

Kürt Hareketi, Trump’ın geri çek­ilmeyi açık­la­masının ardın­dan, ABD askeri üssü çevresinde iki ana talep etrafın­da siv­il eylem­ler gerçek­leştir­di: Roja­va hava sahasının uçuşa yasak bölge ilan edilme­si ve halkın güven­liğinin sağlan­ması için Bir­leşmiş Mil­letler Barış Gücü’nün böl­g­eye konuşlan­ması. Trump, Kürt Hareke­ti­ni Rojava’da poli­tik olarak “ılım­lı” hale getirm­eye, yani PKK’yi mar­ji­nal­ize etm­eye çalıştı. Buna göre YPG ve YPJ ken­di­ni PKK’den örgüt­sel ve poli­tik olarak ayır­malıy­dı. Wash­ing­ton son olarak Kasım ayın­da PKK lid­er­lerinin başı­na para ödülü koy­muş­tu. Kürt Hareketi ABD ile iş bir­liği­ni yal­nız­ca askeri bir tak­tik olarak sun­maya çalışsa da, bu ortak­lık­tan doğan bağım­lılık ilişk­isi­ni göz ardı ede­mey­iz. Rojava’da ABD’nin iki hava ve sek­iz askeri üssü bulun­mak­ta.

Mev­cut durum­da Kürt lid­er­liği Türk saldırılarını geri püskürt­mek adı­na Esad ile askeri bir bir­lik kur­ma kanaatinde ve bu bir­liğin şart­larını müza­kere ediy­or. Eğer ki Kürt hareketi nihai olarak Esad ile bir itti­fa­ka gider­se, fed­er­al­izm­den ve kazanım­lar­dan fer­a­gat etmesi gereke­cek. PYD, Suriye’nin toprak bütün­lüğünü kab­ul ettiği­ni belirtse de, Esad Rojava’nın özyöne­ti­mi­ni red­dediy­or ve Roja­va hüküme­tinin silah­sı­zlanıp, ken­di­sine tam olarak boyun eğmesi­ni talep ediy­or.

Öte yan­dan “Roja­va Demokratik Özerkliği”nin Batılı kap­i­tal­ist devletler tarafın­dan tanın­ması için ver­ilen ödün­ler, bölgede­ki toplum­sal değişimin önünde bir engel oluş­tu­ruy­or.

İktidarın sosyal yapısı

“Roja­va Toplum­sal Sözleşme­si” ile olan tecrü­bel­er bu engel­leri açık bir biçimde ortaya koyuy­or. İki örnek bu çelişk­i­leri somut­laştır­mamıza yardım­cı ola­cak.

  • Demokratik Özerk Yöne­tim, toplum­sal sözleş­menin gir­iş bölümünde “ulus-devleti, askeri ve dini devlet anlayışını, aynı zaman­da merkezi yöne­ti­mi ve ikti­darı” kab­ul etmediği­ni açık­lıy­or. Bir son­ra­ki cüm­le ise var olan düzeni betim­liy­or: “Bölge Yöne­tim­leri; bütün etnik, toplum­sal, kültürel ve ulusal oluşum­ların kendi­leri­ni kurum­ları aracılığıy­la ifade etmeleri için toplum­sal muta­baka­ta, demokrasiye ve çoğul­cu­luğa açık­tır.”
  • 41. Maddede de bu düzenin mad­di temeli­ni görmek­tey­iz: “Mülkiyet ve özel mülkiyet hakkı güvence altı­na alınır. Yasadışı olarak hiç kimse mal ve mülk­leri­ni kul­lanım hakkın­dan mahrum bırakıla­maz. Hiç kim­s­enin toprağı ve mülkü elin­den alı­na­maz. Kamu çıkarı için alın­ması gerekiy­or­sa da karşılığı öden­melidir.”

Rojava’daki özyöne­tim yapıları dünya çapın­da ileri­ci güç­lerin ilgisi­ni üstünde topladı. Devleti yer­el kurum­lara (köy, şehir ve mahalle koop­er­at­i­fler­ine) indirgeyen ve tüm karar kurullarını bu kurum­lara devre­den mod­el, “devlet olmadan” yaşanacak bir taban demokra­si­ci alter­natif olarak sunuluy­or. Bu mod­ele Abdul­lah Öcalan “Demokratik Kon­fed­er­al­izm” adını veriy­or.

Bunu devlet olmayan siyasi yöne­tim biçi­mi olarak tanım­la­mak mümkündür. (…) Ulus devletin katı merke­zli, düz çizgili, bürokratik yöne­tim ve idare anlayışı­na karşılık, tüm toplum­sal gru­plar ve kültürel kim­lik­lerin kendi­leri­ni ifade eden siyasi oluşum­lar­la toplumun özyöne­ti­mi­ni gerçek­leştirir­ler.

Rojava’da şura yapıların­dan bahsedilirken, bun­ların esasen poli­tik vekalet sahibi koop­er­atif kurum­lar olduğunu belirt­meliy­iz. Bunun hakkın­da Sharzad Mojab, “Kadın­lar ve Devrim: Mark­siz­mi ve Fem­i­niz­mi yeniden düşün­mek” adlı makalesinde şöyle yazıy­or:

›Radikal demokrasi‹’nin devletin yok­luğun­da uygu­lan­ması talebi, Roja­va Özerk yöne­ti­minin aslen bir devlet gibi hareket etmesiyle boşa düşüy­or. Roja­va Özerk Yöne­ti­mi de fac­to bir devlet. Bu devletin lid­er­liğinde çok iyi örgütlü olan poli­tik bir par­ti bulunuy­or; iyi örgütlen­miş bir orduya sahip; yasama, yürütme ve yargı organ­ların­dan oluşuy­or; bir çok ülke ile diplo­matik iliş­ki içinde; uydu tele­vizy­on kanal­ları gibi medya kuru­luşları­na sahip. Demokratik Bir­lik Par­tisi (PYD)’nin inisiy­at­i­fi ve Suriye devle­tinin çöküşü böyle bir oluşu­mu mümkün kıldı. Roja­va, savaş ve yıkım­dan fonksiy­onel özerk bir bölge olarak doğ­du, çünkü lid­er­liği böl­geyi devlet olarak örgütleye­bile­cek güce sahip­ti.

Roja­va yöne­ti­mi esasen kap­i­tal­ist demokrasinin ne kadar esnek­leşe­bile­ceği yönünde deney yapıy­or. Enter­nasy­on­al kap­i­tal­ist krizin başlangıcın­dan on yıl son­ra, birçok bur­ju­va hükümeti par­la­menter yasalardan bağım­sız olarak despotik yol­lar­la ser­mayenin çıkar­larını kab­ul ettirm­eye çalışsa da, bu bur­ju­va demokra­sisinin temel sınıf karak­teri­ni değiştir­miy­or. “En elver­işli gelişme koşulları içinde düşünülen kap­i­tal­ist toplum, demokratik cumhuriyet biçi­minde az çok tam bir demokrasi görünümündedir. Ama bu demokrasi, hep kap­i­tal­ist sömürünün dar çerçevesi içine sıkışıp kalmıştır; bu yüz­den, sonuç­ta hep azın­lık için, yal­nız­ca var­lık­lı sınıflar, yal­nız­ca zengin­ler için bir demokrasi olarak kalır.” (Lenin, Devlet ve Devrim)

Mülkiyet ilişk­i­lerinden bağım­sız, tüm sınıfların (büyük toprak sahip­leri, küçük bur­ju­vazi, köylüler, tar­la ve endüstri işçi­leri) uyum­lu ilişk­i­sine daya­narak mey­dana gele­cek bir tem­siliyeti sağla­ma çabası Roja­va için bir distopy­adır. Siv­il halkın aşırı özverisi ile mey­dana gelen tecrü­bel­er, bur­ju­va demokra­si­sine taban demokra­si­ci bir biçim verme çabası, ken­di sınır­ları­na çarpıy­or.

Rojava Devrimi?

Türk ve Suriye devlet­leri Rojava’yı ken­di merkezileştir­ilmiş devlet ikti­darının bir red­di olarak görüy­or. Birçok baş­ka kuvvet ise – özel­lik­le de Kürt Hareke­tinin ken­disi, Rojava’daki gelişmeleri bir devrim olarak nite­lendiriy­or.

Eğer ki bir devrim­den söz ediy­or­sak önce­lik­le devrim­in bir tanımı­na ihtiy­acımız var: Ekim 1905’te Troç­ki Nasche Slowo (Biz­im Sözümüz) gazetesinde şöyle yazıy­or: “Devrim her şey­den önce bir ikti­dar sorunudur: devlet biçi­minin değil (kuru­cu meclis, cumhuriyet, bir­leşik devlet), ikti­darın sosyal içer­iği ile ilgili bir soru.”

Yukarı­da belirt­tiğimiz gibi, Rojava’nın devrim­le olan ayrılığı her şey­den önce ikti­darın ser­mayedar­ların elinde kalmasıy­la, yani üre­tim araçları, ev ve toprak üzerinde­ki özel mülkiyetin dokunul­ma­zlığı ile başlıy­or. Kürt Hareketi’nin önder­liği, devlet­siz bir topluma geçişte­ki mut­lak gerek­li bir adım olan özel mülkiyetin kaldırıl­masını azım­sıy­or, hat­ta göz ardı ediy­or. Strate­jisi büyük toprak sahip­leriyle ve kap­i­tal­istler­le ortak çalış­ma üzer­ine kuru­lu olduğu için, bu güçler­le kop­maya hazır değil. Ancak sömürge­ci­lik karşıtı tüm özgür­lük hareket­lerinin tar­i­hinde ezilen ulus bur­ju­vazisinin özgür­lük slo­ganını yal­nız­ca ege­men sınıf olarak ken­di bağım­sı­zlığını kazandığı nok­taya kadar taşıdığını görüy­oruz. Ezilen ulus bur­ju­vazisi, ezen ulus bur­ju­vazisin­den bağım­sız olarak ege­men olma özgür­lüğünü elde ettiğinde, emekçi kitleleri ken­di ikti­darını koru­mak için ezm­eye başlıy­or.

Demokratik özyöne­tim, bölgede­ki tüm kuvvet­lerin ve sınıfların ortak hede­fi olarak ortaya konu­luy­or. Ancak bu yüz­den Kürt böl­gelerinde mev­cut olan kon­sey ve taban meclisi inisiy­at­i­fleri bir koop­er­atif olmak­tan öteye gidemiy­or, çünkü bu inisiy­at­i­fler gerçek bir öz örgütlen­me kon­seyinin bur­ju­vazinin mülk­sü­zleştir­ilip, tüm özel mülkiyetin kamu­laştırıl­ması, toprak ve evlerin emekçi halk arasın­da dağıtıl­ması gibi görev­leri­ni üstlen­meyi kab­ul etmiy­or. Kon­sey tipi yapılar bu zamana kadar mey­dana gelen başarılar­la yayılıp, sağlam­laştırıl­madı. Aksine, Kürt Hareketi devri­mi sağlam­laştır­mak için daha fazla zamana gerek duyul­duğu­na işaret ediy­or – ancak biz bu argü­manın mev­cut olan inisiy­at­i­fler ışığın­da aksi­ni savunuy­oruz. Zaman her şeyin ilacı değildir.

Bizler, şuraları bir taraftan devrime doğru bir geçiş döne­m­i­ni aralayan, siyasi ve askeri olarak emekçi kitlelerin çıkar­larını savu­nan, diğer taraftan da kap­i­tal­ist hükümeti parçala­mayı ve devlet ikti­darını eline almayı hede­fleyen işçi ve köylüler­den oluşan ikti­dar organ­ları olarak görüy­oruz.

Zaferin koşulları

Kürt mil­is­lerinin kahra­man­ca mücadeleleri, onların ezilen halk­ların ve enter­nasy­on­al­ist aktivist­lerin sem­patisi­ni kazan­masını sağladı. Lakin toplum­sal değişim­ler gerçek­leşmediği takdirde, Rojava’nın izo­lasyon­dan kur­tul­ması mümkün değildir. Bu sebe­ple askeri tak­tik­ler genel duru­mu değiştirmek için yeter­siz kalıy­or. Kürt direnişinin mücadele etmek ve kazan­mak için sila­ha, Erdoğan ve Esad reji­minin elin­den sosyal tabanını alması için ise bir pro­gra­ma ihtiy­acı var.

Örneğin; Rojava’nın çok ulus­lu ve fem­i­nist deney­im­leri ile inanç özgür­lüğünün din ve devlet işleri­ni bir­birinden ayırarak tanın­ması ileri­ci gelişim­ler. Bu tür deney­im­ler bölgede yaşayan, her günü savaş tehdi­ti altın­da endişe ederek geçen mily­on­lar­ca insana ilham ola­bilir. Türk devle­tinin ekonomik krizi aşma planı, Rojava’yı işgal etmek­ten geçiy­or. Bizler, Türk devle­tinin işgal­ci savaşı­na karşı Rojava’nın zaferi­ni destek­liy­oruz.

Rojava’nın İŞİD’e karşı aldığı zafer, bölgede kök salmaya başlayan karşıde­vrim­ci döne­mece ver­ilen bir cevap anlamını taşı­mak­tadır. Türk devle­tinin Rojava’yı işgali ya da emperyal­ist güç­lerin müda­hale­si duru­mun­da, bölgede yeniden olağanüstü koşullar ege­men ola­cak­tır. Bu tür koşullar İŞİD veya türe­vi örgüt­leri yer­altın­dan çık­maya cesaretlendi­re­cek­tir. Geri­ci koşulları değiştirmek, yani emperyal­ist güç­leri, İŞİD’i ve kolonyal­ist bölge­sel güç­leri nihai olarak tar­i­hin çöplüğüne yol­la­mak için, Rojava‘nın mad­di toplum­sal değişim­leri başlat­ması ve Esad rejimiyle anlaş­ma uğruna yapıla­cak bir silah­sı­zlan­mayı red­detmesi gerekiy­or.

Gelişi­mi engelleyen bölge sınır­ları ortadan kaldırıl­madıkça Rojava’nın uzun vad­ede müdafaası mümkün değildir. Rojava’nın hali hazır­da­ki araçları kul­la­narak Kuzey Kürdistan’daki sanayi ve Güney Kürdistan’ındaki petrol ve gaz imkan­ların­dan yarar­lan­ması gerekiy­or. Ancak yer­el Kürt bur­ju­vazisi bu göre­vi üstlenecek kon­um­da değil. Kürdis­tan dört parçaya bölün­müş olmasın­dan dolayı, tüm bölgede­ki işçil­er, köylüler ve ezilen halk­lar arasın­da devrim­ci bil­incin uyanışı, zaferin esas koşulların­dan biri­sidir. Dış poli­tika­da esas görev bu çerçevede tanım­lan­malıdır.

Bu tür koşullar bölgede­ki sınıf savaşı dinamik­lerinde bulun­mak­tadır: İran bur­ju­vazisinin çıkar­ları bugün Tahran’da değil, Şam’da savunuluy­or. İran meşruiyeti­ni ve ikti­darını Şam’da yeniden inşa ederken, rejim ken­disi­ni “anti-emperyal­ist” olarak sun­maya çalışıy­or. Hal­bu­ki Suriye’de kazandığı her zafer, İslam Cumhuriyet’inin ülkede işçi­leri, kadın­ları, Kürt­leri ve diğer ezilen halk­ları sindirme­sine hizmet ediy­or.

İran’daki kitlelerin 2009 yılın­da­ki siyasi katılım, kadın hak­ları ve demokratik­leşme tale­p­leri yer­ine gelme­di. Bunun başlı­ca sebe­bi, hareketin reformist önder­liğinin kitlelerin radikalleşmesin­den tedir­gin olması ve geri çek­ilme­sidir. Kitlelerin yer­ine getir­ilmeyen tale­p­leri, sürek­li iler­lem­eye dayanak oluş­tur­mak­tadır. Sadece bu sene içerisinde kadın­lar, öğren­cil­er ve işçil­er grev ve ben­z­eri eylem­ler­le sokak­lara çık­tılar. Özel­lik­le kamy­on ve oto­büs şoför­leri, öğret­men­ler, şek­er, maden ve çelik işçi­lerinin grev­leri büyük yankı uyandırdı. Rojhelat’daki (İran Kürdis­tanı) Kürtler gerek ülkede­ki grevlere ve eylem­lere katılarak gerekse ken­di başı­na direniş örgütley­erek, özne­sel bir kon­u­ma yük­sel­di. Tüm baskılara rağ­men işçil­er ve Kürtler mücadelelerinden geri adım atmıy­or­lar. Ahvaz ve Haft-Tappeh işçi­leri günümüzde­ki mücade­lenin öncülüğüne yük­seldil­er. Bu mücadelede öncü işçil­er ken­di fab­rikalarının işçi kon­trolü hedefind­en yola çıkarak, genel işçi şuraları kur­mak için çağrı­da bulunuy­or­lar. İran’da 1976–1981 yıl­ları arasın­da işçi kon­trolü temelinde işgal edilmiş fab­rikalar bulunuy­or­du. Bu dönemde Kürt şehirlerinde ikili ikti­dar unsurları ortaya çık­mıştı. Bu tür siyasi öğretil­er barındıran deney­im­ler, kitlelerin yeniden mücadele etm­eye başladığı zaman­lar­da büyük değere sahip­tir. Bugün İran’daki hareket, ekmek, iş ve özgür­lük tale­p­leri etrafın­da şekil­leniy­or.

Bir cihadist saldır­gan­lık olarak İŞİD, bir İslam devleti kur­mayı hede­fliy­or­du. Bu esna­da Müs­lü­man olmayan kadın­ları, bil­has­sa Ezidi­leri köleleştir­di. İşgal ettiği alan­lar­da halk­ları sürgüne yol­layan ve mal­ları­na el koy­an İŞİD’in pratiği halen ortadan kay­bol­muş değildir. İŞİD, Türk devleti Afrin’i işgal ederken, ora­da inşa edilen demokratik kurum­ları yok etti ve toprağın­dan kaç­mak mecburiyetinde olan yerlilerin mal­ları­na el koy­du. Afrin’de siyasi tem­sil­cil­iği islam­cılara altın tep­side sunan Türk devle­tinin pratiğinde soykırım­cı unsurlar bulun­mak­tadır. Kürt­leri sürgüne gön­der­erek ve mal var­lığı­na el koyarak azın­lık hale getirmek, Türk siyase­tinin tar­ih­sel ana tak­tik­leri arasın­da yer almak­tadır.

Kürdis­tanı bir­leştirme pro­gramı hali hazır­da­ki Kürt örgüt­lerinde (Kuzey Kürdistan’da PKK, Doğu Kürdistan’da PYD, Güney Kürdistan’da KDP ve Doğu Kürdistan’da Koma­la) yer alma­mak­tadır. Her ne kadar bu örgüt­lerin diğer parçalar­da destekçi­leri bulun­sa da, içerik olarak bir­birinden fark­lı nok­ta­lar­da kon­um­lanıy­or­lar: PKK ve PYD demokratik mücade­leyi savunurken, KDP hali hazır­da Güney Kürdistan’daki bürokratik ve yol­suz ikti­dar aygıtını yönet­mek­te­dir. Kürdistan’ın bir­liği için pro­gra­ma ihtiyaç bulunuy­or. Bur­ju­va temelinde bir bir­liğin Kürdistan’da başarıya ulaş­ması da mümkün değildir. Zira yer­el par­til­er­le organik bütün­lüğü bulu­nan Kürt bur­ju­va frak­siy­on­ları hali hazır­da­ki statüko­nun kök­lü değişimine karşı duruy­or­lar. Onlar bu sebe­ple radikal bir bur­ju­va pro­gramı­na karşı mesafe­li duruy­or.

Kürt küçük bur­ju­vazisi de Kürdistan’ı bir­leştire­cek güce ve pro­gra­ma sahip değil. Yani bur­ju­va siyase­tinin Kürdistan’ı bir­leştirme çabaları, Kürt bur­ju­vazisinin ilgi­si­zliği ile sonuç­suz kalıy­or. İşgal­ci devlet­lerin bu çabaları daima sindirm­eye çalıştık­larını hatır­lat­maya gerek duy­muy­oruz.
Biçim­sel olarak Roja­va yöne­ti­minin taban demokra­si­sine dayanan organ­ları­na ileri­ci diye­bil­i­riz. Bura­da kadın­lar, bölge hak­ları ve inanç gru­pları tem­siliyet hakkı­na sahipler. Bu yapıların haki­ki ikili ikti­dara ulaşa­bilmeleri için, toplum­sal içer­iğin işçi­lerin ve köylü­lerin çıkar­ları doğrul­tusun­da değişme­si gerek­mek­te­dir;

Özyöne­timin olduğu her yerde herkes için iş, aş ve konut bulunuy­or.

Kürt ordusu toplum­sal devrim için gerek­li olan acil ted­bir­leri sadece müjdele­meme­lidir. Bil­has­sa bun­ların acilen hay­a­ta geçir­ilme­si şart­tır:

  • Mev­cut gıdaların, mamul mal­ların ve diğer malzemelerin kamu­laştırıl­ması ve ihtiy­acı olan­lara dağıtıl­ması
  • İşçi­lerin ve özel­lik­le asker ailelerinin çıkar­ları doğrul­tusun­da konut­ların yeniden dağıtıl­ması
  • Arazinin ve tarım envan­terinin köylü­lerin çıkar­ları doğrul­tusun­da kamu­laştırıl­ması
  • Tüm sınıfların uyum­lu bir şek­ilde tem­sil edilme­si yer­ine, işçi­lerin üre­tim üzerinde kon­trolünü oluş­tur­ması ve şura ikti­darının kurul­ması

Böyle­sine bir adımın atıl­ması sahip ezilen ulusun ken­di kaderi­ni tayin hakkı ilkesinin demokratik sınır­larının öte­sine geçip, tüm böl­genin gele­ceğinin belir­leme­sine olanak sağlar. Savunulan ve kur­tarılan böl­gel­erde toplum­sal devrim ted­bir­leri alın­malıdır. Binae­na­leyh, zaferin diğer koşu­lu güven kur­mak­tır: Mücadele eden­ler, demokratik sömürünün yeniden inşaa edilme­si için değil, bilakis toplum­sal kur­tu­luş safların­da yer aldık­larının farkı­na var­malıdır­lar.

Kürt direnişinin ken­disi­ni ezilen­lerin ve sömürülen­lerin esas savunucusu olarak kanıt­la­ması için gerek­li olan koşul budur.

Kürdistan’ın bir­leştir­ilme­si ancak işçi sınıfının küçük bur­ju­vazi ve köylülük üzerinde ikti­darını inşa etmesiyle mümkündür. Bu şek­ilde tüm reformist ve küçük bur­ju­va önder­lik­lere rağ­men, Kürdistan’ın tüm parçaların­da kitlelere ulaşıl­malıdır. Bugün kolonyal­ist strate­jinin karşısın­da devrim­ci strate­jinin kon­um­landırıl­ması gerek­mek­te­dir. Eğer Kürt direnişin önder­liği bur­ju­va demokratik pro­gram pratiğiyle sömürge­ci­lik­ten kur­tul­mak­ta ısrar ediy­or­sa, bizler devrim­ci Mark­sistler olarak bu yanıl­samayı kahra­man­ca mücadele eden Kürt kitleleri ve onların zaferi için teşhir etmek zorun­dayız. Kürt gençliği 2015 yılın­da Türk devle­tinin Kuzey Kürdis­tan şehirleri­ni askeri ablukaya alması­na karşılık, ilham veri­ci bir direniş örgü­tle­di. Barikat ve hen­dek­lerin yardımıy­la savaşan gençler, bazı ilçel­erde geçi­ci olarak kon­trolü ele geçire­bilmişti. Bu alan­lar­da öz-yöne­tim dahi ilan edilmişti. Her ne kadar mücade­lenin pro­gramı olgun­laş­mamış olsa da, mücadele arzusu üst düzeydey­di.

HDP bu mücade­leyi parçal­adı, daha doğrusu HDP içerisin­de­ki bur­ju­va frak­siy­on­ları bu mücade­leyi ken­di çıkar­ları­na karşı bir savaş olarak algıladı. Kuzey Kürdis­tan bur­ju­vazisi, Türk devle­ti­ni demokratik­leştir­erek, pazar­da daha yük­sek bir pay umudunu besliy­or. Ken­disi sömürge­ci strate­jinin boyun­duruğun­dadır. Bu çıkar çatış­ması son­rasın­da HDP fiilen parçalanıp, Erdoğan’ın gözünde dokunul­ma­zlığını kay­bet­miştir. O zaman­dan beridir tüm saldırılara rağ­men eylem­siz ve hareket­siz durum­dadır. Lakin Türkiye’de mily­on­lar­ca insan savaş karşıtı bir sefer­ber­liğe kazanıla­bilir ve böyle­lik­le ege­men şoven dal­ga kırıla­bilir. Bu süreçte AKP içerisinde kon­um­lanan faşist yapıların parçalan­ması gerek­mek­te­dir. Bu sebe­ple, savaş karşıtı sefer­ber­lik­ler kısa bir süre içerisinde anti-faşist bir karak­tere ve pro­gra­ma bürün­mek zorun­dadır. Kürt­lerin, sendikal ve sol örgütler­le beraber hükümetin kemer sık­ma ve savaş poli­tikaları­na karşı eyleme geçmeleri gerekiy­or. Bu temelde kap­i­tal­ist krizin fat­urasının kap­i­tal­istler tarafın­dan öden­mesi esas slo­gan olmalıdır.

Belirt­tiğimiz üzere, Rojava’nın müdafaası sadece askeri araçlar­la gerçek­leşme­di. Bugün ve yarının kaderi­ni belirleye­cek olan, müdafaa alan­ların­da ve böl­genin diğer ülkelerinde özyöne­ti­mi ilan etmek­tir. Irak, İran, Suriye ve Türkiye işçi­leri ken­di sömürücü­ler­ine karşı öfke­lidir. Zira bu hükümetler sadece kriz ve savaş vaat etmek­te­dirler. İşçi sınıfını boyun­duruğu altın­da tut­mak için, savaş kışkırtıcılığı, korku siyaseti, baskı ve şoven pro­pa­gan­da araçları kul­lanıl­mak­tadır. Tam da bu sebepten ötürü, herkese iş, aş ve konut sözü veren ve işçi­lerin hükümeti per­spek­tifi­ni barındıran sosyal­ist siyasetin caz­ibesi art­mak­tadır. Bize göre, böyle bir pro­gram bölge içerisinde bir sıçra­ma, veyahut yeni bir bahar yaratır. Eğer işçi sınıfını örgütlü sefer­ber­liğe taşıy­a­cak bir umut bulunuy­or­sa, bu Kürt gençliği ve kadın­lar­dadır.

Batı Asya Sosyal­ist Cumhuriyetler Fed­erasy­onu per­spek­ti­fi içerisinde sosyal­ist ve bir­leşik bir Kürdis­tan için bağım­sız bir önder­lik gereksin­i­mi bulunuy­or. Çıkar çatış­masın­dan ötürü parçalanan geri­ci blok­lar, sınıf mücade­le­sine karşı bir­leşe­cek­lerdir. Sürek­li ve kalıcı devrim­in esas koşu­lu, emperyal­ist­lerin ve onların hizmetkar­larının bölge­den def edilme­sidir. Üre­tim araçlarının özel mülkiyetinin kamu­laştırıl­masını ve şura ikti­darını savu­nan pro­gram, Batı Asya Sosyal­ist Cumhuriyetler Fed­erasy­onu per­spek­tifi­ni somut­laştıra­cak­tır.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.