Türkçe

Seçim­lerde “düş­manımızın düş­manını” deste­kli­yor muyuz?

ARJANTİN: 2. tur seçimlerinde gerek hükümetin adayı Daniel Scioli gerekse neoliberal aday Mauricio Macri kemer sıkma siyasetini savunuyorlar. Solun ve İşçilerin Cephesi'nin (FIT) partileri geçersiz oy kullanma çağrısı yaptı. Bu esnada Sosyalist İşçi Partisi (PTS) ve İşçi Partisi (PO) arasında önemli bir tartışma başladı. Burjuva adayların reddedilmesi taktik mi yoksa strateji midir?

Seçimlerde “düşmanımızın düşmanını” destekliyor muyuz?

PO’nun merkez komitesinin bildirisi FIT içerisinde geçersiz oy kullanımının temelleri üzerine önemli bir tartışma yürütmeyi hedefliyor. Bu evvelden FIT’in program ve stratejisi üzerine başlatılan polemiklerle bağlantılı bir tartışmadır.

PO şunu demektedir: „Kendi çıkarlarının aksine, PO sınıf mücadeleci işçi sınıfının siyasal ve teorik geleneğini savunmaktadır. PO, kapitalist sınıfın siyasal ifadeleri arasındaki hiyerarşik farkları tanımaktadır. Örneğin; demokrasi ve diktatörlük veya çeşitli demokratik ve diktatörlük hükümetleri arasındaki farkları ayırt ediyor. Asla mücadeleci işçi sınıfının siyasal bağımsızlığından feragat etmeden, bizler bir çok sefer „düşmanımızın düşmanını“ destekledik. Her seferinde esas düşmanın hareket alanının daraltılması ve emekçi nüfusun hareket alanının genişletilmesini ön planda tuttuk. Kritik momentlerde (anlarda), mesela 2005 yılında yerli halkın ayaklanması sonrası Evo Morales’e oy verilmesi çağrısında bulunduk. Aynısını 1989 yılında Brezilya oligarşisinin temsilcisi Collor de Mello’ya karşı Lula’yı savunarak yaptık.“

2. tur seçimlerinde geçersiz oy kampanyasıyla ilgili olarak şu soru sorulmalıdır: Bu bizim zorunlu olarak kabullenmemiz gereken taktiksel bir duruş mudur? Yoksa burjuva adaylarına oylarımızı vermeme, (hazırlanılan) esas siyasal mücadelenin stratejik bir unsuru mudur?

Düşm­an­larımız arasındaki far­klar ve Halk Cephe­s­i­nin iflası

PO’nun merkez komitesi bu sefer herhangi bir burjuva adaya (Scioli veya Macri) oy verilmesi taraftarı değil. Lakin bu çizgiden tamamen uzaklaşma anlamına gelmiyor. Zamanında destek verdikleri Lula (1989) ve Evo Morales (2005) örneklerini, kendi pozisyonlarını açıklamak için dile getiriyorlar. Bu somut örneklere değinmeden önce, temel meseleyi ele almak istiyoruz.

PO, geçersiz oy çağrısını „her ikisinin de birleşik düşman bloğunu“ oluşturduğu söylemiyle açıklamaktadır. Bizlerde şu soruyu sormaktayız: Eğer bunlar bir birleşik blok olmasaydı ne olacaktı?

PO, açıklamasında burjuva adaylardan birisinin seçilmesini haklı çıkarabilecek kritik momentlerden bahsetmektedir. Ancak devrimci strateji tam da bu tür „kritik momentler“ için vardır. Burjuvanın bölünmesi devrimci durumları belirleyen özelliklerden biridir. (Gerçek „kritik momentler“)

Bu, kritik durumlarda iki veya daha fazla düşman bloğunun olması anlamına gelir. Eğer PO’nun açıklamalarını takip edersek, bu bu bloklardan birini desteklememiz ya da bu ihtimali açık bırakmamız gerekli. Bu stratejik tanımlama feci sonuçları beraberinde getirirdi. Bu 20. yüzyılda kaybedilen tüm devrimlerinin deneyimlerini gösteriyor.

PO’nun eski müttefiği olan Guillermo Lora’nın Devrimci İşçi Partisi’nin (POR) 1952 yılındaki Bolivya devrimindeki siyasetine bakabiliriz. POR o dönem Ulusal Devrimci Hareketin (MNR) sınıf uzlaşmacı temelde kurulan hükümetine karşı teslim siyaseti izlemişti. „MNR’nin sol kanadına“ destek için çağrı yapmış ve „antiemperyalist birleşik cephenin“ halk cephesi siyaseti mantığına uygun siyasi tavır göstermişdi. Bu durumda açıktan işçi sınıfının her türlü bağımsız stratejisinden feragat etmişti. Bunun yerine işçi devrimini yenilgiye götüren burjuva ulusal hükümet için işçilerin yanılsamalarını güçlendirdi.

PO bu mantığı çeşitli burjuva rejimler ve hükümetler arasındaki „farklar“ ile açıklamaktadır. Tabii ki bu farklar mevcuttur. Lakin farkların tespit edilmesi ve bir burjuva sektörüne destek verilmesi arasında devasa bir uçurum vardır.

Tüm burjuva sektörlerinin reddedilmesi, 2002’de Chavez’e karşı emperyalist darbeye karşı ilgisiz kaldığımız anlamına mı gelmektedir? Tabii ki hayır. Bizler bu darbeye karşı gelmiştik ve aynısını bir daha yaparız. Ama bu durumlarda bile biz devrimciler Chavez hükümetine siyasi desteğimizi sunmadık. Bu manada 1955 Arjantin, 1936 İspanya veya 1917 Rusya gibi bir çok örnekten bahsedebiliriz. Emperyalizm ile çatışmak, asla PO’nun dediği gibi, „düşmanımızın düşmanını desteklemek“ anlamına gelmemektedir. Burada aramızdaki büyük stratejik fark ortaya çıkmaktadır.

Bir burjuva cenahını siyasal olarak desteklerken, „asla mücadeleci işçi sınıfının siyasal bağımsızlığından vazgeçmeden, bizler bir çok sefer „düşmanımızın düşmanını“ destekledik“ söylemi kendi içinde bir çelişkidir. Çünkü böylesine stratejik yönelimler, sınıfsal bağımsızlığı ve işçi sınıfının fakir orta sınıf gibi olası müteffiklerin önderliğini (hegemonyası) alma mücadelesini sadece taktiksel detaya sürükler.

Troçki’nin „kritik momentler“ sorununu 1936 Fransız Halk Cephesi konusunda nasıl ele aldığına bakmak epey yardımcı olacaktır. İşçi sınıfının iki en önemli örgütlenmesi (Sosyalist ve Komünist Parti) ile Radikal Parti (geleneksel olarak küçük burjuvayı temsil eden sömürgeci burjuva partisi) tarafından oluşturulmuştu bu Halk Cephesi. Troçki diyor ki: Halk Cephesi ile ortak düşmanlarımız var. Bu sebepten dolayı, Halk Cephesi gruplarıyla paralel olarak mücadeleye hazırırız, hükümet için en ufak bir sorumluluğunu almadan veya kendimizi Leon Blum’un [Halk Cephesi başbakanı] „koruyucuları“ olarak tanımlamadan. Biz bu hükümeti La Rocque’ye [faşist önder] karşı küçük bela olarak görüyoruz. Buna rağmen küçük belaya karşı savunma, büyük belaya karşı mücadele ederek sağlanamaz. […] Eğer bizler Blum hükümetine karşı mücadelenin vakti daha gelmedi diyorsak, bu onu savunmak anlamına gelmemektedir. Aksine yandan saldırılması gerektiğini belirtiyoruz. Bu yanlar ise Radikal Partidir.“ (Leo Troçki’nin 19 Haziran 1936 tarihli mektubu. Çeviri ve işaretlemeler editöre ait)

Müd­afaa ve taarruz için Bir­leşik Cephe

Troçki kendi stratejisini „kritik momentler“ için oluşturmuştur. Bu sebebten dolayı kendisi „küçük belaya karşı savunmanın, büyük belaya karşı mücadele ederek sağlanamayacağını“ biliyor. Buradan yola çıkarak, Troçki bu tür durumlarda kitlesel birleşik cephenin organlarınının inşaasını savunur. Lakin bu sadece seçim alanında değil, bilakis doğrudan doğruya sınıf mücadelesinde kurulur. Bu stratejik tutumu uzun bir süredir PO’ya karşı savunmaktayız.

1930’ların Fransa’sında Troçki halk cephesinin „eylem komitelerinin“ kurulmasını düşüncesini savunmaktaydı. Birkaç ay önceki bir makalesinde PO bu komiteleri halk cephesi için seçim kampanya komiteleri ile karıştırdı. Lakin Troçki için bu salt „kampanya komiteleri“ anlamına gelmemekteydi. Onların görevleri üzerine Troçki şunları demekteydi: „Her halükarda, bugün halk cephesinin sınırlarına çarpan kitle hareketi, eylem komiteleri olmadan ilerleyemez. Eğer mücadele eden kitleler kendi sorumluklarını alacak organların şahşında bu görevleri üstlenmezlerse, işçi milislerin kurulması, bir genel grevin hazırlanması gibi görevler sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur. Sadece mücadele içinde oluşan eylem komiteleri, sadece binleri kapsayan değil, onbilerce savaşçısı olan gerçek bir milis ortaya çıkartabilir.“ (Troçki 1936: Fransa Nereye Gidiyor?)

Birleşik burjuva blokunun olmadığı kritik momentlerde, Troçki için tüm hükümetler aynı değildir. Buna karşın, işçi sınıfının bağımsız somut gücünün inşaasının stratejisi „büyük belaya“ karşı ama aynı zamanda da küçük belaya karşı da düşünülmektedir. Bu iki bloğun karşısında devrimcilerin görevi, işçilerin öz örgütlenme ve savunma organlarına dayanan işçi hükümetinin kurulmasıdır. Müdaafacı birleşik cephe biçimlenmesi aynı zamanda ayrılmaz bir şekilde taarruzcu durumun hazırlanması ile bağlıdır.

„Kamp düşün­ce­s­i­nin“ kötü sonuçları

PO’nun „düşmanımızın düşmanını“ desteklenmesinin temeli „“esas düşmanın hareket alanının daraltılması ve işçi nüfusun hareket alanının genişletilmesi“ düşüncesine dayanmaktadır. Bu söylem Troçki’nin stratejik düşüncelerinden daha çok, 2002 yılında Jaques Chirac’a „Le Pen kazanmasın“ diye destek veren Fransız soluna daha yakın durmaktadır.

PO bu mantığı „bir çok sefer“ kullanmak ile övünmektedir. Buna güzel bir örnek Syriza’nın 2012 yılında desteklenmesi için yapılan seçim çağrısıdır. Syriza işçi sınıfıyla organik bağı bulunmayan bir orta-sol koalisyondur. PO kendi duruşundan o kadar çok emindi ki, kendi Yunan kardeş örgütlenmesi Devrimci İşçi Partisi (EEK) aleyhinde çağrısını yaptı. Kendi Yunan yoldaşları neyse ki PO’yu dinlemediler! PO, 2015 yılına kadar Syriza’nın bir „sol hükümetten“ başlayarak, „işçi hükümetine“ evrileceği yanılmasına sahipti. Sonuçlar ortadadır: İktidara gelince, „sol hükümet“ kurmamış, miliyetçi sağ „Bağımsız Yunanlılar’ın“ (ANEL) müteffiği olup, Troyka’nın kemer sıkma planlarının uygulayıcısı olmuştur. „Esas düşman“ bu esnada kitleler nezdinde meşru görünen, ekonomik kesintiler uygulayacak hükümeti bulduğuna sevinmektedir. „İşçi nüfusun“ „hareket alanı“ genişlemediği gibi, üstüne üstlük bu sürecin kurbanı olmaktadır.

„Bir çok sefer“ uygulanan PO mantığına bir sonraki örnek, Evo Morales için 2005 yılında yapılan seçim çağrısıydı. Bu hükümet ise burjuvanın bazı kesimlerinin desteğini almış halk cephesi benzeri bir hükümettir. „Esas düşmanın hareket alanı“ bu esnada 2003 yılındaki isyan ile doruk noktasına ulaşan, 2000 ile 2005 arasındaki kitlelerin yoğun mücadelesi tarafından daraltılmıştı. Evo Morales’in hedefi, bu güç ilişkilerinin çerçevesinde kitleleri sokaklardan uzaklaştırmaktı. Bu esnada bir dizi tavizler vermek zorunda kaldı: Maden ve hidrokarbon kazançlarının bir kısmının elde edilişine dayanan, yerli halkların anayasal haklarının tanınması gibi. Bu şekilde ayaklanmanın merkezinde bulunan toprak mülkiyeti, transnasyonal şirketleriyle olan ilişkiler, taşeronlaşma ve düşük ücretler gibi yapısal sorunlar çözülmedi.

2009’dan itibaren Evo Morales stratejik olarak sağa yanaşmaya başladı. Bu gelişmelerden duyduğu şaşkınlıkla, PO 2005’deki siyasal desteğinden 180 derece bir dönüş ile 2009 yılındaki anayasa reformu sürecinde tıpkı emperyalist yanlısı sağ gibi hayır çağrısı yaptı. Bu zikzak çizgisi PO’nun Bolivya’da kök salınması için gösterdiği çabaların neden başarısız olduğunu ve siyasal önerilerinin neden kimseye faydasını olmadığını açıklıyor.

Peki Morales’in ülkesi Bolivya’daki işçi sınıfı? Hükümet sistematik olarak işçilerin „hareket alanının“ genişlememesi için işçi sınıfına karşı mücadele yürüttü: Grevlere ve fabrika işçilerinin, öğretmenlerin ve hastane çalışanlarının seferberliğine saldırılması gibi. Özelikle sendika çatı örgütlenmesi COB’un içinde emeklilik reformunu talep eden maden işçilerin 2013 yılının Mayıs ve Haziran arasındaki grevine karşı yürütülen mücadele göze çarpmaktadır.

Bu da yetmezmiş gibi Morales’in iktidar partisi Sosyalizme doğru Hareket (MAS) COB bürokrasisi ile birlikte son senelerdeki Bolivya işçi sınıfının en ilerici siyasal süreçlerinden birine saldırıyor: İşçi Partisinin deneyimlerine. Bugün bile hükümet bu süreci taşıyan ilerici işçiler ve tabanın liderlerine karşı kavuşturma yürütmektedir. Bunlar arasında Devrimci İşçi Birliği – Dördüncü Enternasyonal’den (LOR-Cİ – FT-CI Seksiyonu) yoldaşlarımız da bulunuyor. Bugün hala Evo Morales’e verilen seçim desteğini savunmak son derece cürretkar bir tutumdur! PO’nun, zamanında bu tür bir işçi partisini kurulmasına karşı çıkışı da sebepsiz değildi. Bolivya’daki durumdan farkedildiği üzere, işçi sınıfının hareket alanının genişletilmesi PO’yu ilgilendirmedi.

Stratejik tartışmaları küçümsemenin son derece ağır sonuçları olduğunu, PO’nun Brezilya’daki eski grubu Causa Operaria örneğinde görebiliriz. PO’nun kamp düşüncesine uygun hareket etmiş ve Brezilya’daki hükümet partisi PT, Meksika’lı sosyal demokrat Partido de la Revolución Democrática (PRD) ve Uruguay’lı hükümet partisi „Geniş Cephe“ ile beraber yıllarca São Paulo forumunun bir parçasıydı.

Bir diğer PO „örneğine“ dair bir kaç kelime: 1989’daki Lula’ya seçim desteği çağrısı. Brezilyalı PT o zaman bir „burjuva işçi partisi“ olarak ortaya çıktı. O bir basit burjuva veyahut bir küçük burjuva partisi değildi, bilakis sendikalara dayanan bir reformist partiydi. Bu özelliğinden dolayı, PO’nun verdiği diğer örneklerden farklı bir durumu oluşturmaktadır.

Bizler neden somut olarak „Halkın Brezilya’sı“ cephesine (Lula’nın Brezilya’nın Sosyalist Partisi PSB ile beraber kurduğu) oy verilmesinin haklılığı tartışmasını başlatmak istemiyoruz. Demek istediğimiz şey, burjuva işçi partisi karekterinden dolayı PT’e verilecek oyun anlamlı olduğu bu durumda bile, PO’nun stratejik temelinin yanlış olduğudur.

Lenin, yoğun bir şekilde İngiliz komünistlerine Labour Party’e (İşçi Partisi) ortak cephe öneri getirmeleri çağrısında bulunmuştu. Lenin o dönem Labour Party’i bir “burjuva işçi partisi“ olarak değerlendirmişti ve komünist parti ise son derece güçsüzdü. Lenin’in argümanı PO’nun dediği gibi, “esas düşmanın hareket alanının daraltılması ve işçi nüfusun hareket alanının genişletilmesi“ değildi.

„Bugün İngiliz komünistleri, kitlelere yaklaşmakta ve giderek onlara kendilerini dinletmekte büyük güçlüklerle karşılaşıyorlar. Ama ben, kendimi komünist olarak tanıttıktan sonra, seçmeni, Lloyd George’a karşı Henderson’a oy vermeye davet edersem, beni her halde dinleyecektir. Onlara herkesin anlayacağı şekilde, sadece sovyetlerin parlamentodan ve proletarya diktatörlüğünün de Churchill’in (burjuva demokrasisi perdesiyle örtülü) diktatörlüğünden daha iyi olduğunu açıklamakla kalmayacağım. Aynı zamanda Henderson’a oy verilmesini isterken, niyetimin ona asılan adama ipin destek olduğu gibi destek olduğumu ve Henderson’ların kendi hükümetini kurmaya yaklaşmalarının da aynı şekilde haklı olduğumu kanıtlayacağını, kitleleri benim tarafıma geçireceği, Henderson’un ve Snowden’in siyasi ölümlerini hızlandıracağını anlatacağım.“ (Lenin 1920: Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı)

Lenin, Labour Party’e verilen seçim desteğini haklı çıkarmak için şunu diyor: Sorunun can alıcı noktası; komünistlerin İngiliz işçileri komünizme kazanması ve reformist önderlerin „siyasi ölümlerini“ hızlandırmak için boynuna ip geçirmelerdir. PO ile yapılan kıyaslamayla aradaki fark son derece açıktır.

Forumdan başkan Dilma’yı „sağa karşı“ savunan sadece bir kaç şahış geriye kalmıştır. Halbuki Brezilya’daki burjuva kampının bir PT hükümet kampına ve burjuva muhalefetine bölündüğü güncel durumda, işçi sınıfının bağımsız siyasetini izlemek gerekmektedir. Bu yönelim için Brezilyalı kardeş örgütlenmemiz İşçilerin Devrimci Hareketi (MRT) mücadele etmektedir.

Toparlarsak eğer: „Kamp düşüncesinin“ stratejik mantığı PO’nun hem Brezilya’daki hem de Bolivya’daki gruplarını kaybetmesine yol açtı. PO’nun Yunanistan’da hala, zayıf da olsa bir kardeş örgütü bulunmasının sebebi ise, gelen önerilerin EEK tarafından göz ardı edilmesidir. Bu konuda bilanço gerekliliği vardır.

Geçer­siz oy için büyük bir kam­pan­yanın stra­te­jik değeri

Arjantin’de bugün, 1936 Fransa’sındaki gibi bir devrimci durumda bulunmadığımız aşikardır. Bizler bu tür „kritik momentlerden“ bahsedecek durumda değiliz. Buna rağmen, bu momentlere kendimizi hazırlıyoruz. Güncel siyasal kriz ve 2. tur seçimlere dair duruş alınması, bize stratejik unsurun merkezi konuma getirilmesi imkanını doğurmaktadır.
Bugün, bizlerin işçilerin hiç düşmanının arkasında durup, destek vermemesi için büyük bir kampanya başlatma imkanı var. Bağımsız bir duruş ihtiyacının ve yanlış burjuva alternatiflerinin şantajlarına boyun eğilmemesi gerektiğini netleştirmek için fırsatımız var. Burjuvanın kamuoyuna karşı mücadele ve akıntıya karşı yüzülmesi için elimizde iyi bir fırsat var, tıpkı stratejik hazırlıklar açısından önemli bir idman olduğu gibi.

„Siyasi hazırlık nasıl oluşur? Kitlelerin devrimci bütünleşmesi, yüce gönüllük, demokratik köle sahiplerine duyulan sadakat, merhamet bekleyen esaret umutlarından kurtarılması, devrimci kadroların yetiştirilmesi, bunlar ki, resmi kamuoyunu pek ciddiye almayan, burjuvaya karşı burjuvanın işçilere karşı göstermiş olduğu günlük insafsızlığın sadece onda birini gösterecek olanlardır.“ (Troçki 1936: Fransa Nereye Gidiyor?)

PO, geçersiz oy için verilen güncel mücadeleyi sadece bir taktiksel bir sorun olarak algılamakta ve „kritik momentleri“ için sorgulamaktadır. Bu şekilde güncel kampanyanın siyasi anlamından bir parçayı koparıp, stratejik olarak da değerini düşürmektedir. Halbuki FIT burjuvanın kamuoyuna meydan okuyabileceğini göstermelidir. Aynı zamanda, iki kemer sıkma siyaseti arasındaki seçim turunda, bir bağımsız siyaset odağının ortaya çıkması için mücadele etmelidir.

Çeviri: Suphi Toprak

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.