Türkçe

Sürekli devrim ya da mevzi savaşı

Troçki ve Gramsci'ye göre devrim teorisi.

Sürekli devrim ya da mevzi savaşı

”Kasım 1917 yılın­da Lenin ve par­tinin çoğun­luğu Troçki’nin çizgi­sine yakın­laştığın­da ve gerek siyasi gerekse ekonomik ikti­darı ele geçirm­eye çalıştık­ların­da, Zinoviyev ve Kamenev par­tinin gelenek­sel çizgisinde ısrar edip, devrim­ci bir koal­isy­on hüküme­ti­ni savunuy­or­lardı. Bu yüz­den merkez komit­e­den ayrılıp, bölün­menin eşiğine geldik­leri­ni biliy­oruz.”

Eğer Gramsci’nin bu ve buna ben­z­er söylem­leri­ni [1] acele­ci bir şek­ilde incelersek, onun 1924 yılın­da Sovyetler Birliği’nde açılan tartış­ma­da sürek­li devrim teorisi ile dayanış­ma içinde olduğunu söyleye­bil­i­riz. Lakin onun Rusya’nın koşulları üzer­ine getirdiği söz konusu söylem haricinde, gerçek­te Troçki’nin teorisi ile olan fark­lılık­ları açıkça ortadadır.

”1789’dan Ther­mi­dor’a kadar­ki Jakoben deney­im­lerinin bil­im­sel bir biçimde geliştir­ilmiş ifade­si olan 1848’den önce ’sürek­li devrim’ denilen siyasal kavra­ma gelince, bu for­mül büyük kitle par­ti­leriyle, büyük ekonomik sendikaların daha söz konusu olmadığı ve toplumun, böyle demek gerekirse, birçok bakım­dan akışkan olduğu tar­ih­sel bir döneme özgüdür: Bu döne­min özel­lik­ler­ine baka­cak olur­sak, kır­sal alanın geri kalmışlığı ve siyasal güç ile devlet ikti­darının az sayı­da ve hat­ta tek bir kentin (Paris) neredeyse tam teke­linde bulun­ması; göre­li olarak az gelişmiş devlet maki­ne­si ve devlet etkin­lik­leri bakımın­dan siv­il toplumun daha özerk olması; askeri güçler­le ulusal askeri hizmetlere ilişkin özgün bir sis­tem, dünya piyasasın­da­ki ekonomik ilişk­il­er bakımın­dan ulusal ekonomi­lerin daha özerk olması. 1870 yılın­dan son­ra bu tür unsurlar Avru­pa sömürge­cil­iğinin yayıl­ması ile değişime uğradılar. Devletin iç ve ulus­lararası örgüt­sel ilişk­i­leri daha kar­maşık­laşıp yaygın­laşmış ve 1848’lerin ’sürek­li devrim’ for­mülü geliştir­ilip, siyaset bil­i­mi çerçevesinde ’siv­il hege­monya’ for­mülüyle aşılmıştır (…) Soru esasen diğer her yerde aşıl­ması­na ve anakro­nik hale gelme­sine rağ­men bu biçim­lerin yaşandığı geri kalmış ülkel­erde veyahut da kolonil­erde değil, mod­ern devletlerde ortaya çıkıy­or.” “[2]

Gram­sci Rus ve Avru­pa devrim­lerinin çerçevesinde ortaya çıkan sürek­li devrim teorisinin ilk ver­siy­on­ları­na dayanıp, teorinin 1929 yılın­da­ki nihai for­mülasy­onunu göz ardı ediy­or. Bu onun o sıra­da hapis­hanede olması ve stal­in­izm tarafın­dan bil­gilere ulaş­masının engelleme­si ve bu yüz­den nihai teoriyi bilmeme­si ile açık­lan­abilir. Esasen Çin devri­m­inin ardın­dan tamam­lanan sürek­li devrim teorisi ”diğer her yerde aşıl­ması­na ve anakro­nik hale gelme­sine rağ­men, halen ekonomik biçim­lerin ege­men olduğu geri kalmış ülkelere ve kolonilere” dikkat çek­er.

Gramsci’nin eleştirisi­ni salt Avru­pa devrim­lerinin karak­ter­ine indirge­sek bile, Troç­ki, zamanın Mark­s’ın yaşadığı dönem ile karşılaştırıldığın­da değişmiş olduğu­nunu hiç bir tered­düte yer bırak­madan açık­lıy­or: „Mod­ern tar­i­hte, diye­lim ki Hollanda’nın bağım­sı­zlık mücade­le­si ile başlayan tüm kur­tu­luş hareket­leri, hem demokratik ve hem de ulusal bir karak­tere sahip­tir­ler. Baskı altın­da­ki ve parçalan­mış ulus­ların uyanışı, sayısız parçalarını bir­leştirme ve yabancı boyun­duruğu söküp atma mücadeleleri, poli­tik özgür­lük için mücadele olmak­sızın imkân­sız olur­du. Fran­sız ulusu on sek­iz­in­ci yüzyıla gir­ilirken demokratik devrim­in fırtı­naları ve ger­il­im­leri içinde pekişti. İtalyan ve Alman ulus­ları on dokuzun­cu yüzyıl­da­ki bir dizi savaşlar­dan ve devrim­ler­den doğ­du. Özgür­lüğe ilk adımını on sek­iz­in­ci yüzyıl­da­ki ayak­lan­masıy­la atan Amerikan ulusu, son olarak İç Savaş­ta Kuzeyin Güney üzerinde­ki zaferi ile güçlü gelişi­mi­ni garan­ti altı­na aldı. Ne Mus­soli­ni, ne de Hitler ulusun muci­di değildir. Mod­ern anlam­da –ya da çok daha doğrusu bur­ju­va anlam­da– yurt­sev­er­lik, on dokuzun­cu yüzyılın ürünüdür. (…) Hitler 1914–18 yıl­ları arasın­da bir onbaşı olarak Alman ulusunu bir­leştirmek için değil, ken­disi­ni şu meşhur “Avrupa’yı örgü­tle!” çözüm­lemesinde ifade eden ulus­larüstü, emperyal­ist bir pro­gram adı­na savaştı. (…) Savaş, gerçek­ten de, tar­i­hin tüm büyük altüst oluşları gibi birçok tar­i­hi sorunu kışkırtırken, geçerken de Avrupa’nın daha geri böl­gelerinde –Çar­lık Rusya’sında ve Avusturya-Macaristan’da– ulusal devrim­lere itki ver­di. Ancak bun­lar geçip git­miş bir döne­min gecik­miş yankılarıy­dılar.” [3]

Şüph­e­siz anti-sömürge­ci devrim ile emperyal­izmin ilişk­isi yeni çağ­da geçiştir­ile­meye­cek kadar önem­lidir. Enter­nasy­on­al sosyal­ist devrim­in teorisi olarak sürek­li devrim teorisi kolonil­er ile emperyal­izmin merke­z­leri arasın­da yakın bir bağlan­tı kurar. Gram­sci’de bu dikkati göre­mey­iz. Daha kötüsü; Gram­sci ”Doğu ve Batı” arasın­da muğlak bir ayrım yaparak, Lenin’in net bir şek­ilde vur­gu­ladığı ve Üçüncü Enter­nasy­on­al’in bir mirası olan ezen ve ezilen ülkel­er arasın­da­ki ayrımın geri­sine düşer. Troçki’nin gelişmiş demokratik batı ülkeleri ile geri kalmış doğu ülkelerinin devlet biçim­leri hakkın­da­ki görüşü şu şek­ildedir: ”Emperyal­izm, ser­mayenin yaşlı ana ülkelerinde demokrasiyi parçalarken, aynı zaman­da da, geri ülkel­erde demokrasinin yük­selişi­ni engelle­mek­te­dir. Yeni dönemde sömürge veya yarı-sömürgelerin tek bir tanesinin bile demokratik devri­m­i­ni –her şey­den önce tarım­sal ilişk­il­er alanın­da– tamam­laya­mamış olması olgusu, ekonomik ve poli­tik gelişimin önün­de­ki başlı­ca engel haline gelen emperyal­izme tamamıy­la ithaf edilebilir. Tekel­ci kodaman­lar ve onların hükümet­leri, geri ülkelerin ulusal zengin­lik­leri­ni yağ­ma etmeleri ve sanay­i­lerinin bağım­sız olarak gelişme­sine kas­ten mani olmalarıy­la eş zaman­lı olarak, yer­li sömürücü­lerin en geri­ci, asalak, yarı-feo­dal gru­pları­na mali, poli­tik ve askeri destek sağlıy­or­lar. Yapay olarak korunan tarım bar­bar­lığı, bugün çağ­daş dünya ekonomisinin başın­da­ki en uğur­suz belâdır. Sömürge halk­larının özgür­lük kav­gası, ara aşa­maların üzerinden atla­yarak, zorun­lu olarak emperyal­izme karşı bir kav­ga biçimine dönüşüy­or ve böylece de ana ülkel­erde­ki pro­le­taryanın mücade­le­siyle bir­leşiy­or. Sömürge ayak­lan­maları ve savaşları, sırası gelince kap­i­tal­ist dünyanın temel­leri­ni her zaman olduğun­dan çok sarsacak ve onun yeniden can­lanış mucizesi­ni her zaman olduğun­dan çok daha az olanaklı kıla­cak­tır.” [4]

Bun­dan bağım­sız olarak, sürek­li devrim teorisi ilk ver­siy­on­ların­da bile Mark­s’ın ”kırk­sek­iz­in­ci for­mülünün” sadece bir genişleme­si olmadı. Gramsci’nin neden Troçki’nin teorisinin sadece bir karikatürüne hakim olduğunu açık­lay­alım: Mark­s’a göre devrim­in süreklil­iği, pro­leteryanın par­tisinin bağım­sı­zlığını muhafaza ederek, radikal küçük bur­ju­va demokra­sisin­den hep bir adım önde olan tale­pler getirmesinde yatar: Pro­leterya 19. yüzyılın bur­ju­va-demokratik devrim döne­minde bile ken­disi­ni bur­ju­va sınır­ları­na hapsede­mez. Troç­ki Gramsci’nin tezine hiç bir şek­ilde katılmıy­or­du: „Gerçek­ten 1789’da boyver­miş bütün fil­i­zler 1870–71’de komün kur­ma gayret­leriyle (yani Paris Komünü – Editörün notu) tar­ih­sel olarak tükeniy­or­lar, yani ikti­dar kav­gası veren yeni sınıf yal­nız­ca, artık aşılmış olduğunu iti­raf etmek iste­meyen eski toplumun tem­sil­ci­leri­ni değil, 1789’da başlayan devrim­in doğur­duğu yeni yapıyı aşılmış olarak kab­ul eden, en yeni gru­pları da yenil­giye uğratıy­or ve böylece hem eski hem de en yeniye göre daha can­lı olduğu kanıtlıy­or. Bun­dan öte, 1870–71 yıl­larıy­la, 1789’da doğ­muş olduğu kab­ul edilen ve ide­olo­jik olarak 1848’lerde gelişmiş olan siyasal strate­ji ve tak­tik ilkeleri (yani «sürek­li devrim» for­mülünde özetlenebilen ilkel­er(…)) etken­liği­ni yitiriy­or. [5]

Aksine Troçki’nin teorisi emperyal­izmin ege­men­lik zaman­ların­da 20. yüzyılın başın­da üreti­ci güç­lerin olgun­laştığını ve bun­ların bir çok yerde, örneğin Rusya’­da veya baş­ka geri kalmış ülkel­erde felaket geri kalmış mülkiyet ilişk­i­leri ve siyasetin eskim­iş şek­li ile kom­bine olduğunu fark ediy­or. Böyle­lik­le Troçki’nin teorisi 1848’in bur­ju­va demokratik devrim mekaniz­mas­nın süreklil­iği veya tekrarını umut ederek gelişmiy­or. Bu durum­da net bir biçimde geri­ci olan lib­er­al bur­ju­vazinin aksine pro­leterya feo­dal­lizmin kalın­tılarının ortadan kaldırıl­ması için yürütülen mücadelede esas önder role sahip olan sınıf olur­du. Mark­s’ın zamanı­na kıyasla sınıf ilişk­i­lerinde oluşan dinamik­le, pro­leterya bur­ju­va hak­larının sınırını aşıp, görevi­ni sosyal­izmin inşaasın­da görürdü. Troçki’nin 1905’ten beridir gördüğü bu strate­jik per­spek­tif Gramsci’nin alın­tıladığımız mek­tubun­da gördüğümüz gibi 1917 Rus devri­mi ile somut hale ulaştı. Troç­ki haricinde hiç kimse ”geri kalmış Rusya” için bu ön görüde bulu­na­madı. Çünkü ”Mark­s’a göre” argü­man kul­lanan diğer mark­sist­lerin aksine Rus devrim­ci Troç­ki Gramsci’nin söylediğinin aksine diyalek­tik olarak eski for­mül ile hesaplaşmıştı.

Troç­ki, faşizmin zaferinin ardın­dan İtalya’­da devri­m­inin koşullarını incelediğinde onu sadece ”faşizm ya da sosyal­izm” for­mülü ile sınır­landır­madı, çünkü ken­disi ”geçiş periy­ot­larını” hiç bir zaman red­detme­di. Onun için esas olan geçişin karak­teri­ni net olarak açık­lığa kavuş­tur­mak­tı. Bunu İtalyan Sol-Muhale­fet’e yazdığı bir mek­tup­ta belirt­mişti. Troçki’nin teorisi pek ala pro­leter devrime geçişin teori­sidir. “Sürek­li devrim, İtalya’nın belir­li bir zaman dil­i­mi için tekrar­dan par­la­menter devlet, yahut ‘demokratik cumhuriyet’ dönüşümü yaşaya­may­a­cağı anlamı­na mı geliy­or? Bana kalır­sa, ki bu konu­da hep­imizin aynı fikirde olduğu kanısın­dayım, bu olası dışı bir durum değil. Fakat böyle bir durum bur­ju­va devri­m­inin ürünü değil, olgun­laş­mamış ve vak­it­siz pro­leter devrim­in kür­ta­jının bir sonu­cu ola­cak. Derin bir devrim­ci kriz pat­lak verdiğinde ve toplu katliamlar vuku bul­duğun­da pro­leter öncü ikti­darı ele geçire­mezse, bur­ju­vazi büyük ihti­malle ‘demokratik’ ege­men­liği­ni yeniden inşa ede­cek. [6]

Vara­cağımız bir baş­ka sonuç ise Gramsci’nin en azın­dan İtalya’nın lokal düzeyinde bel­li bir ‘’süreklil­iği” olduğudur. Esasen Gramsci’nin İtalya için oluş­tur­duğu strate­ji bütün yapısal özel­lik­leri ile (ve faşist rejim­den bağım­sız) ulusal tar­i­he dönüşe ve bur­ju­vazinin yer­ine getirmediği, daha doğrusu kendine has eksik ve istis­nai koşullar­da yer­ine getirdiği görev­lerin farkı­na var­ması­na dayanıy­or. Bun­dan dolayı zat­en Risorg­i­men­to’yu tanım­la­mak­ta kul­landığı ”pasif devrim” kavramını geliştir­di. Özel­lik­le bu temelde Güney İtalya ve Köylü soru­nuna büyük dikkat ver­di. Bu onun hiç olmazsa kıs­men Troçki’nin teori­sine bağlı ‘’süreklil­iği” takip ettiği anlamı­na geliy­or: Bur­ju­vazinin yük­seliş döne­minde yer­ine getirmediği bur­ju­va-demokratik görevler, onun çöküş döne­minde köylü­lerin desteği ile pro­leterya tarafın­dan yer­ine getir­ilir. Bu soru Gramsci’nin İtalya üzer­ine çalış­maların­dan anlay­a­cağımız üzere sadece kolonilere uygun olmak­la kalmıy­or, bilakis bur­ju­va gelişi­minde geri kalmış ülkel­er için de geçerlil­iği bulunuy­or. [7].

Troçki’nin teorisi Gramsci’yi kapsıyor

Elbette bunun tam ter­si olarak Gramsci’nin devrim anlayışının Troçki’nin anlayışını kap­sadığını söyle­mek imkan­sızdır. Her ne kadar Gram­sci İtalya üzer­ine anlatım­ların­da devrim­in süreklil­iği­ni (işçi sınıfının önder­liğinde köylüler ile itti­fakın demokratik devrim­in sosyal­ist dinamiğe sürük­len­mesi) far­ket­miş olsa da, bu onun sürek­li devrim­in par­ti­zanı haline gelme­sine yet­miy­or. Çünkü sürek­li devrim teorisi özel­lik­le 1929’dan itibaren enter­nasy­on­al sosyal­ist devrim­in teori­sidir ve sözde tek ülkede sosyal­izm teorisi­ni tutar­lı bir şek­ilde red­ded­er.[8] Troçki’nin belirt­tiği gibi: ”Kom­intern’in Buharin tarafın­dan hazır­lanan pro­gramı, baş­tan aşağıya eklek­tik­tir. Bu pro­gram, tek ülkede sosyal­izm teorisi­ni Mark­sist enter­nasy­on­al­izm­le uzlaştır­mak gibi umut­suz bir çaba içindedir.”[9]

Gram­sci ise Komünist Enter­nasy­on­al bu kon­sep­ti kab­ul ettiği zaman onun­la hesaplaşmıy­or. Bizler Gramsci’nin Sov­jetler Birliği’nde 24’ten 28’e kadar uygu­lanan Bucharin-Stal­in blokunu (ki bu ”köylüler zengin­leşin!” veya ”kulak­ların sosyal­izme huzur içinde geçişi” gibi for­müller­le özetlenebilir) içselleştirdiği­ni iddia etmiy­oruz. Lakin Gram­sci pozisy­onunu esasen İtalya’­da­ki ulusal devrim­in ayrı­calık­lı bakış açısıy­la ve Kom­intern’in siyasetiyle merkez­ci bir uzlaş­ma temelinde tanım­lıy­or­du. Gram­sci 1926 yılın­da Palmiro Togli­at­ti’ye yazdığı mek­tup­ta, Amadeo Bor­di­ga’yı Kom­intern için­de­ki frak­siy­on mücadelelerinde Sol Muhale­fet’in yanın­da ”enter­nasy­on­al azın­lık” olarak yer almasını eleştiriy­or­du. Gram­sci’ye göre İtalyan par­tisinin ”ulusal çoğun­luğu” olarak boy göster­mek gerekiy­or­du. [10] Ve bu pozisy­onu alırken Gram­sci İtalya’­da vuku bula­bile­cek olan pro­leter devrim­in Avru­pa’­da­ki kart­ların yeniden dağıtıl­masını sağlay­a­cağını ve böyle­lik­le Kom­intern’de­ki güç den­gelerinin değişe­bile­ceği öngörüsünde değil­di. Kader­cil­iğe bulaşan Gram­sci, devrim­ci güç­lerin kıs­mi düşüşünü gözünde büyüt­tü ve kap­i­tal­izmin 20li yıl­lar­da ulaştığı ”kararsız dengeyi’ gereğin­den fazla genelleştir­di: Gram­sci’ye göre kap­i­tal­izmin katas­trofik süre­ci savaşlar olmadan atlat­a­cağını ve ”pasif devrim­ler” periy­o­du ile var­lığının son bula­cağını iddia ediy­or.

Troç­ki ise buna karşın yeni bir katas­trofik sürecin siyasi öngörüsü temelinde Kom­intern’in siyasi çizgisinin değiştir­ilme­si için uğraştı. Her ne kadar mücade­lenin bir sonu­cu olarak ortaya çık­sa da, Troç­ki esasen ”azın­lık­ların” kurul­ması için uğraş­madı. Gram­sci ise (açıkça zin­dan ve izo­lasy­on yıl­larının getirdiği bakış açısıy­la) Sovyetler Birliği’nin zaferinin muhafaza­sını ön plana yer­leştiren bir argü­mana sahip­ti. İşçi sınıfının köylüler ile olan itti­fakının son bula­cağı kaygısı­na sahip olan Gram­sci, Rus par­tinin bir­liği­ni savunuy­or­du. Tek ülkede sosyal­izmin teori­sine ve siyase­tine stal­in­izm söz konusu olsa bile en azın­dan yeni mevzil­er kazan­madan sadece enter­nasy­on­al pro­leteryanın kazandığı mevzi­leri muhafaza etmek için göz mü yum­du? Bu kesin olarak belir­len­e­mez, fakat her iki devrim­cinin pro­gra­matik pozisy­on­ları­na bak­tığımız­da bunun temel­leri­ni göre­bil­i­riz.

Mevzi, Manevra ve Geçiş Programı

Son tahlilde Gram­sci, ‘’sürek­li devrim­in” kırk­sek­iz­in­ci for­mülünün siyası bil­imde ‘’siv­il hege­monyanın” for­mülü ile geliştir­ilebile­ceği­ni ve aşıla­cağını savunuy­or: ”Siyasi sanat­ta vuku bulan hadise, savaş sanatın­da da vuku bulur: Hareket savaşı giderek mevzi savaşı­na doğru evriliy­or ve diye­bil­i­riz ki, bir devlet savaşı ancak barış zaman­ların­da teknik olarak hazır­ladığın­da kazanır. Mod­ern devletin masif yapısı gerek devlet kurum­ları gerekse siv­il yaşam­da dernek­lerin kom­plek­si olarak siyasi sanat için siper­ler ve mevzi savaşın­da­ki cephelerin uzun vaadeli istihkamını oluş­tu­rurlar: Onlar öncesinde tüm­den savaş olan hareketin unsu­runu kıs­mi hale getirir, vesaire.” [11]

Gramsci’nin mevzi yöne­lim­li for­mülü içerisinde ne kadar çeşitli anlam barındır­sa da, reformizm (stal­in­izm veyahut sosyal demokrasi) tarafın­dan kul­lanıldı. Bunun sebe­bi kaut­sky­ci yıprat­ma strate­jisi­ni meşru­laştır­makdı. Bu strate­ji, siper­leri manevra hereket­leri olmak­sızın işgal etmek, her­han­gi bir ayak­lan­ma ya da ikti­darı ele geçirme çabası olmadan bur­ju­va rejimine nüfu­zla­mak anlamı­na geliy­or. Bu da İtalyan komünist­lerin düşüncelerinin nasıl bir korkunç karikatür halinde olduğunu gös­teriy­or. Buna yakın bir çizgide Troçk­i’yi karikatür haline getirme çabaları vardı. Halen bugün bile troçk­iz­mi (en azın­dan troçk­izmin akım­larını) sürek­li taar­ruzun saf savunucu­ları olarak karikatür­leştirme çabaları bulunuy­or.

Gerçek­te ise Troç­ki hiçbir zaman süre­ki taar­ruzu volon­tarist bir şek­ilde savun­madı. Ne Sovylet Bir­liği ve Almanya arasın­da vuku bulan barış görüşmelerinde (Lenin ile Brest-Litowsk görüşmelerinin sebep olduğu fark­lılık­lara rağ­men), ne de Üçüncü Enter­nasy­on­al’in II. Kon­gresinde (ki bura­da Lenin ile bir­lik­te Alman­ların ultra­sol­cu­luğun­dan ‘’sağ kanat” olarak ayrıldılar). Birkaç epey önem sarfe­den örnek­lere bak­mak­ta fay­da var.

Troç­ki ”Latin Ameri­ka yazıların­da” [12] ‘’siper­leri” ve ”mevzi­leri” yer­li yerinde kul­lanıy­or. Bunu bir örnek­le açık­laya­bil­i­riz: Troç­ki, mil­liyetçi Lázaro Cár­de­nas’ın bir karar­name ile Meksika’nın petrolünün kamu­laştırıl­masını gün­deme aldığın­da, bunu savun­mak gerek­tiği­ni öner­mişti. Öner­i­sine göre bu mevzi petrol sanayinin işçi sınıfının dene­timine geçme­si gibi yeni mevzi­lerin kazanıl­masını sağlay­a­cak­tı. Bu biz devrim­cilere bir kılavuz olmuş­tur. Brezilya’­da­ki PT’nin dönüşüme uğramış eski troçk­ist­leri gibi (ki bun­lar Por­to Ale­gre gibi şehirlerde ve Rio Grande do Sul gibi eyaletlerde hükümetin sahip­leridirler) bu kavram­ların reformist kul­lanımı yer­ine, biz devrim­cil­er bu kavram­ları pro­leterya dik­tatör­lüğünün erte­len­e­meye­cek dere­cede zorun­lu bir hedef olduğunu göster­mek için tribün olarak kul­lan­abil­i­riz. Troçk­i’ye göre ‘’savaş ancak barış zaman­ların­da yapılan ince­den inc­eye hazır­lan­ma ile kazanıla­bilir”. Kavram­ların net bir kul­lanımını görüy­oruz bu sözde. Bu sebe­ple Troç­ki 30’lı yıl­lar­da Latin Amerika’­da­ki hükümet­leri genç pro­leterya ile yabancı ser­mayenin kendine has güç ilişk­i­lerinin bir sonu­cu, ulusal bur­ju­vazinin bu sınıflar arasın­da kararsız denge (yani göre­celi barış) oluş­tur­ma çabala­ması olarak açık­lıy­or­du. Bunu da bona­partizm sui gener­is olarak tanım­lamıştı.

Sovyetler Birliği’ndeki iç savaş sırasın­da siyasi askeri önder olarak yer alan Troç­ki, savaş sanatını mevzi ve hareketin kom­bi­nasy­onuna hakimiyeti ile gös­teriy­or­du. İspanya iç savaşın­da cumhuriyetçi cephenin aşa­macı mod­elin­in aksine Troç­ki toprak­lara köylüler arasın­da pay­laştır­mak amacı ile kamu­laştır­mayı ve fab­rikaların işçi kon­trolü altın­da kamulaştırılmasını(ekonomik ve toplum­sal mevzil­er) savunuy­or­du. Cumhuriyetçi mil­is­lerin askeri alan kazanım­larını pekiştirme (manevra) ve sosyal demokrat­ların, stal­in­ist­lerin ve anarşist­lerin tale­p­lerinin aksine yeni alan­ları (sosyal­izmin kilo­me­tre taşları) iç savaşın nihai zaferinin son­rası­na ertele­meme görüşünü savunuy­or­du.

Ve tabii ki ‘’siyasi devrim” düşünce­si siper­leri enter­nasy­on­al sosyal­ist devrim­in savaş anayasası­na götürmek için enter­nasy­on­al pro­leteryanın kazandığı mevzinin müdafaası, Sovyetler Birliği’ndeki üre­tim araçlarının kamu­laştırıl­ması ve ter­mi­dor bürokra­sisinin devrim­ci bir temelde yıkımının kom­bi­nasy­onudur. Bu ara­da Troç­ki Sovyetler Birliği’nin müdafaası için pro­pa­gan­da yap­maya karşı çıkan­lar­dan ayrılıy­or­du. ”Kazanılmış pozisy­on­ları savu­nacak durum­da olmayan­lar, yeni pozisy­on­lar da kazana­maz.”

İkin­ci dünya savaşının arifesinde, savaşın ”taban­dan devrim­ler” ile dur­du­ru­la­may­a­cağı kesin­lik kazandığı zaman (İspanya ve Fransa’­da­ki yenil­gi­lerin ardın­dan), Troç­ki o ana kadar­ki en cesur siyasi tak­tiği geliştir­di. Pro­leter askeri siyaset (PMP) en geri­ci bur­ju­va kurum­ların­da savaşa aktif müda­hale etmek için bir kılavuz niteliği taşıy­or­du (Troçk­i’ye göre bu tak­tik devrim­ci­lerin par­la­men­to­dan fay­dalan­ması gibi bir anlam taşıy­or­du). Pro­leter askeri siyasete göre mücadele eden enter­nasy­on­al pro­leterya savaşın emperyal­ist karak­teri­ni farkede­bilme bil­incine kavuşa­cak­tı. Aynı zaman­da gerek Hitler’i devirmek isteyen Amerikalı işçil­er gerekse Nazi baskısı­na karşı ken­di ülkelerinde mücadele etmek isteyen Fran­sız ve Polonyalılar için özel tak­tik­lerin geliştir­ilme­si gerekiy­or­du. Ayak­lan­manın ortasın­da güç ilişk­i­lerinin her üç ”momen­ti­ni’ kap­sayan tek bir siyasete kon­santre olmuş­tu. Gramsci’nin tanımıy­la: Pro­leteryanın ken­di bur­ju­vazisi ile ”hesaplaş­ması momen­ti”: Bu ‘’silahlı işçi­leri” emperyal­ist ege­men­lerin güdümünde nor­mal ace­mi asker­ler olarak yer almasın­dan ayıra­cak. Savaş ve ”ulusal hedefin” sınıf mücade­le­sine engel olmay­a­cağı ve böyle­lik­le yeni ”Ekim’­lerin” gelişi­mi­ni sek­t­eye uğrat­may­a­cak olan ‘’siyasi moment”. Son olarak ”askeri moment”: Bura­da Lenin’in Bir­in­ci Dünya Savaşı’ndaki ”emperyal­ist savaşı iç savaşa dönüştürme” siyase­tinin devamı ve gelişi­mi söz konusudur.

Gramsci’nin ”moment­leri” sta­tik bir yapı­da olduğu gibi sık sık bir­birinden kopuk aşa­malar olarak ele alınıy­or. Gram­sci de bu yorum­la­manın önünü açmıştır. Troçk­i’de ise her zaman aşa­manın, zamanın, momentin ve dinamik tanım­la­maların kom­bi­nasy­onu net bir şek­ilde görülür. Troç­ki bu konu­da aşa­maların ve durum­ları tanım­la­yarak, zaman kat­e­gorisi­ni devrim­ci siyasete ente­gre eden Lenin’in örneği­ni izler. Eşit­siz bileşiğin man­tığı sadece sürek­li devrim teorisi için belir­leyi­ci değildir, aynı zaman­da geçiş pro­gramı­na götüren yön­tem için de belir­leyi­cidir.

Bir­leşik Devletlerde bu pro­gram amerikancılık ve ‘’new deal” koşulların­dan başla­yarak bütün kar­maşık­lığı ile tartışıldı. Ken­di man­tığı içerisin­den kitle­sel işsi­zliğe nihai bir çözüm bula­bilmek amacıy­la kamusal işlerin haki­ki plan­la­ması temelinde Ros­sevelt hüküme­tinin teşhiri talebi ortaya çık­tı.

Per­ry Ander­son­’un tezine göre; her ne kadar Troç­ki Avrupa’nın siyasi reji­mi­ni daha iyi tanıyıp, daha somut tak­tik­ler (örneğin Fransa’­da ve İspanya’­da radikal demokrat kuru­cu meclis talebi) geliştirse de, Gram­sci istikrar­lı bur­ju­va demokra­sisinin sol­dan nasıl aşıla­cağı hakkın­da en rahat­sız edi­ci soru­ları soran kişiy­di. Bu demokrasi­lerin faşizm­den ya da bona­partizm­den uza­k­laştığı veyahut halk cepheleri gibi aşırı rejime çağrı­da bulun­duğu savaş önce­si dönemde değil, bilakis savaş son­rası Avru­pa’­da istikrar­lı demokrasilerde anlam kazandı. Fakat geçiş pro­gramının ken­disi işçi sınıfının üre­timde kon­trolü talebi­ni getirir. Bu talep ikti­darı ele geçirme soru­nunun doğru­dan olmadığı zaman­da bile özel mülkiyeti sorgu­la­maya yön­lendi­re­cek ve şçi sınıfını daha büyük mücadelelere hazır­lay­a­cak olan yeni mevzil­er kazan­ması için kul­lanıla­bilir.

Amerika’­da­ki SWP için­de­ki geçiş pro­gramı üzer­ine tartış­malar­da pro­gramın bütünü sadece mevziyi düşü­nen reformistler için ”aza­mi” ve sadece manevra kat­e­gorisinde düşü­nen ultra­sol­cu­lar için ”asgari” idi. [13] Gerçek­ten de geçiş pro­gramı ve onun yön­tem­leri gerek asgari tale­pler (kazanılmış alan­ların müdafaası) gerekse daha ileriye giden tale­pler içerir. Bun­lar maaşların ve çalış­ma saat­lerinin değişken ölçeğin­den, işçi sınıfının sanayi üzerinde­ki dene­ti­mi ve sovyetlere kadar iler­ler. Bu tale­pler ”hareket savaşını” başlat­mak için, yani pro­leterya tarafın­dan ikti­darı ele geçirmeyi hazır­la­mak ve bu hazır­lık sürecinde yeni mevzil­er kazan­mak ve enter­nasy­on­al devrim­in ulusal ceph­esi­ni kur­mak için kul­lanılır.,
Geçiş pro­gramı bu açı­dan mevzi ve manevra arasın­da­ki bir köprüdür.

Sınıf ve Parti

Bitirme­den evvel gele­cek çalış­malar­da geliştire­ceğimiz bir kaç soruya değin­mek istiy­oruz: kendil­iğin­den­ci­lik ve bil­inç arasın­da­ki, gerçek devrim­ci hareket ile par­ti arasın­da­ki, mark­sist entelek­tüeller ile işçi sınıfının öncü­leri arasın­da­ki kar­maşık iliş­ki.

Gram­sci’de işçi­lerin eylem­leri ile devrim­ci par­tinin eylem­lerinin ilişk­isi­ni değer­lendiren iki net periy­ot bulun­mak­tadır. İlki ”L’Or­dine Nuo­vo” yayınının belir­leyi­ci olduğu süreçtir. 1919–21 yıl­ları arasın­da İtalyan ”Bienio Rosso’nun” ve Tori­no’­da­ki fab­ri­ka işgal­lerinin etk­isi altın­da Gram­sci oluşan işçi kon­sey­leri­ni ”kökeni üre­timde olduğu ve siyasi manevra veyahut bur­ju­va devletinde kıs­mi değişim­ler ile ele geçir­ile­meye­cek olduğu için poli­tik sürecin somut biçi­mi” olarak değer­lendiriy­or.[14] Devrim­ci par­tinin bil­inçi eylem­i­ni küçüm­seyen bu değer­lendirme gerek İtalya’­da gerekse Almanya’­da çürütüldü. Par­la­menter cumhuriyet ile işçi kon­sey­leri arasın­da bir çeşit ”bileşik devlet” öneren reformizm, merkezi devrim­ci-mark­sist önder­lik olmadan kitlelerin öz örgütlen­mesi­ni ve ele geçiren ve onları taraf­sı­zlaştıran bir çok fark­lı ‘’siyasi manevra ve devletin kıs­mi değişik­lik­leri” açığa çık­tığını gös­ter­di.

Lyon kon­gresinin gerçek­leştiği 1926 yılın­dan itibaren Gram­sci ”L’Or­dine Nuo­vo” periy­o­dunun aksine eski pozisy­on­ların­da bulu­nan işçi­lerin kon­sey­leri üzer­ine bir çok anti-diyalek­tik kısım­ları revize eden, net bir pro-par­ti çizgi­sine geliy­or. Gramsci’nin tez­leri zamanın­da herkesin bildiği gibi Zinoviyev’in üzer­ine gereğin­den fazla anlam yük­le­nen işçi sınıfını örgütleye­bilmek amacıy­la temel işle­vi görme­si bek­le­nen komünist par­tinin ”hücrelerinden” etk­ilenerek oluş­muş­tur. Bunun­la bir­lik­te Gram­sci’de hapis­hane yazıların­da­ki par­ti kon­sep­ti yeni parçalara sahip­tir. Bu kon­sept tamamiylen stal­in­izmin ikame­ci par­ti kon­septin­den fark­lıdır. Daha önce­ki yazıların­da ise bunun izleri bulunuy­or­du.

Genel kon­sept­leri şablon­laştır­ma ve Gram­sci’yi ente­gre etme çabaları hakkın­da denilebilinir ki, mark­siz­mi işçi sınıfının devrim­ci hareke­tine bağlayan üç par­ti tipi vardır. Kaut­sky­ci par­til­erde (sosyal demokrat reformiz­mi) tak­tik­sel momente gereğin­den fazla anlam yük­lenir, yani onlar için ”hareket herşey­dir”. Lenin­ist par­tide müt­te­fik­lerin tanımı ve rakipler­den ayrımı strate­jik hedef doğrul­tusun­da gerçek­leşir (Troç­ki Menşe­viklerin par­tisi ile itti­fakın söz konusu olmadığını anladığı anda, ondan daha iyi bir bolşe­vik yok­tu demişti Lenin 1917 yılın­da). Gram­sci ise mod­ern devletlerde ide­olo­ji­lerin bur­ju­va ege­men­liğinde oynadığı rolün tutar­lı anal­izi ile par­ti aktivi­lerinin ”üçüncü ceph­esinde” mücade­lenin yön­leri­ni geliştiriy­or, ki Engels bunu zamanın­da göster­mişti: ide­olo­jik mücade­lenin ekonomik ve siyasi mücadele ile beraber yapıl­ması. Lakin ”kollek­tif entelek­tüel­lerin” par­ti kon­septinde ide­olo­jik mücade­lenin abartılmış bir yerde durur ve par­tinin rolünün kitleleri ve işçi sınıfını ”eğit­mek” olarak yer alır. Par­ti için­de­ki entelek­tüel­lerin en önem­li göre­vi kitle­sel işçi hareketi içinde sağ­duyu yarat­mak­tır: Yani mark­sizm. Çelişk­ili olan ise, Gramsci’nin (ki ken­disinin siyasi bil­im üzer­ine çok önem­li çalış­maları vardır ve fab­ri­ka kon­sey­lerinde oluşan işçi bil­incinin öne­m­i­ni net bir şek­ilde vur­gu­lar) ide­olo­jik-kültürel mücade­leyi siyasetin üzerinde tut­up yan­lış bir sonu­ca var­masıdır. Par­ti ile şuraların arasın­da­ki bil­gi alışverisi sırasın­da ”eğiti­ci öğrenir”. İtalya’­da savaş son­rası komünist par­ti bunu feformistler ile kültür ve ide­olo­jik tartış­maları yürüte­bilmek için ve bur­ju­va demokra­sisinin destek­len­mesinde anahtar rol oynaya­bilmek için reformist biçimde çarpı­tarak kul­landı.

Troç­ki ”olgun­laşmış” bolşe­vizmin rehberi olarak kala­cak­tır: Troç­ki 1905 yılın­da­ki işçi kon­sey­leri deney­i­minin ardın­dan Lenin’in ”Ne Yap­malı?” kitabın­da yer alan sınıf bil­in­ci sadece ”dışarı­dan” işçi hareke­tine taşın­abilir tezi­ni düzelt­mişti. Sovyet ve par­ti arasın­da­ki iliş­ki hakkın­da ise Rus devri­m­inin deney­im­ler­ine yasla­narak şunu demişti: ”Bolşe­vik par­tinin gücünü, onun tarafın­dan yönetilen sovyetler ile özdeşleştirmek açık bir hata olur­du: ikincisi(sovyetler) bir çoğun­dan daha önem­liy­di, lakin ilki(bolsevikler) olmadan gücünü kaybed­er­di.” [15] Bu nok­tadan itibaren Troç­ki lenin­ist mücadele par­tisinin sadık bir destekçisi oldu.

Bu yazı ilk olarak Ocak 2003 tar­ih­li „Estrate­gia Inter­na­cional“ der­gisinin 19. sayısın­da yayın­lan­mıştır.

Dip­not­lar

[1]. Gramsci’nin Togli­at­ti’ye 9 Şubat 1924 tar­i­hinde yazdığı bir mek­tup­ta, Troçki’nin teori­sine olum­lu yak­laştığı görülmek­te­dir: „Rusya’­da son zaman­da gelişen polemik­ten anlaşıldığı kadarıy­la Troç­ki ve bütün muhale­fette Lenin’in uzun süredir par­ti önder­liğin­den yok­luğun­dan kay­naklanan ve eski men­tal­it­eye dönüş ve bunun devrime zarar vere­ceği konusun­da kaygılar var. İşçi­lerin par­ti yaşamı­na daha fazla katılımı ve bürokrasinin gücünün sınır­landırıl­ması talebiyle bun­lar devrim­in sosyal­ist ve pro­leter karak­teri­ni güvenc­eye almak­tan ve devrim­in yavaşça Zinoviyev’in ve başkalarının 1917 yılın­da iste­diği gelişmiş kap­i­tal­izm­den baş­ka anlam ifade etmeyen demokratik dik­tatör­lüğe doğru evrilmesi­ni engelle­mek­ten baş­ka birşey istemiy­or­lar. Rus par­tisinin hali­ni bu açı­dan değer­lendiriy­o­rum ve bu Urbani’nin kavradığın­dan daha zor­lu ve önem­lidir; tek gerçek yeni­lik ise Buhar­in’in Zinoviyev, Kamenev ve Stal­in ceph­e­sine geçme­sidir.“ (Editörün çevirisi)

[2]. Anto­nio Gram­sci: Hapis­hane Defter­leri, s. 173/174

[3]. Lev Troç­ki: Mil­liyetçi­lik ve Ekonomik Yaşam, http://marksist.net/ceviriler/milliyetcilik_ve_ekonomik_yasam.htm

[4]. Lev Troç­ki: Zamanımız­da Mark­izm, https://www.marxists.org/turkce/trocki/1939/nisan/18.htm

[5]. Anto­nio Gram­sci: Mod­ern Prens, s. 88, Dip­not Yayın­ları 2014

[6]. „Antifaşist devrim hakkın­da İtalyan sorunu hiç olmadığı kadar enter­nasy­on­al komünizmin esas sorun­ları ile ilişk­i­lidir, yani sürek­li devrim teorisi. Bu sebe­ple İtalya’­da ”Geçiş periy­o­du” sorusu bulun­mak­tadır. Önce­lik­le netleştire­lim: Nere­den ner­eye geçiş? Bur­ju­va (ya da halk) devri­m­in­den pro­leter devrime geçiş bir meseledir. Faşist dik­tatör­lük­ten pro­leter dik­tatör­lüğe geçiş ise baş­ka bir meseledir. Eğer kişi ilk soru ile ilgileniy­or­sa, o halde bur­ju­va devri­mi söz konusudur ve bura­da pro­leteryanın han­gi rolü oynay­a­cağını belir­lemek gerek. İkin­ci mer­ci esasen pro­leterya devrim­ine geçiş periy­o­dunun sorusunu barındırır. Eğer kişi ikin­ci soru ile ilgileniy­or­sa, o halde katliam, sarsın­tılar, değişken koşullar, sert geçişler­den oluşan prob­lem­ler vardır. Bun­lar bütününde pro­leter devri­m­inin fark­lı aşa­malarını barındırır. Lakin bir çok aşa­manın arasın­da bur­ju­va devrim­ine ya da gizli halk devri­mi hib­ri­dine yer yok­tur. Leo Trotz­ki: „Prob­le­mas de la rev­olu­ción ital­iana“. 1930. In: La teoría de la Rev­olu­ción Per­ma­nente. Buenos Aires, 2000. S. 552. (Editörün çevirisi)

[7]. ”Gecik­miş bir bur­ju­va goi­işi­mi yaşayan ülkel­er, açısın­dan, özel­lik­le de sömürge ve yarı sömürge ülkel­er açısın­dan, sürek­li devrim teorisinin anlamı şudur: bu ülkel­erde demokrasi ve ulusal kur­tu­luş görev­lerinin tam ve gerçek çözümü, ancak boyun­duruk altın­da­ki ulusun ve en önem­lisi de köy­iü kitlelerinin önderi olarak pro­le­taryanın dik­tatör­lüğü ile mümkündür.

Sadece tarım sorunu değil, ama ulusa) sorun da, geri ülkel­erde nüfusun ezi­ci çoğun­luğunu oluş­tu­ran köylülüğe demokratik devrimde olağanüstü bir yer ayırır. Pro­le­taryanın köylülük­le itti­fakı olmadan, demokratik devrim­in görev­lerinin çözülme­si, hat­ta cid­di bir biçimde ortaya konul­ması bile olanaksızdır. Ama bu iki sınıfın itti­fakı da, ancak ulusal-lib­er­al bur­ju­vazinin etk­i­sine karşı uzlaş­maz bir mücadele yoluy­la gerçek­leşe­bilir.”
Lev Troç­ki: Süre­li Devrim, Bölüm 10: Sürek­li devrim nedir?, 2. ve 3. mad­del­er

[8]. ”Stal­in ve Buhar­in’in, bütün Rus devrim deneyine ters düşen teo­ri­leri, demokratik devrim mekanik olarak
sosyal­ist devrim­le zıt­laştır­mak­la kalmaz, aynı zaman­da ulusal devri­mi de ulus­lararası devrim­den koparır. Bu teori, geri ülkel­erde­ki devrim­lere, gerçek­leşme­si mümkün olmayan bir demokratik dik­tatör­lük kur­ma görevi­ni yük­ler ve bunu da pro­le­tarya dik­tatör­lüğünün karşısı­na dik­er. Bu yüz­den, bu teori poli­tikaya bir takım kurun­tu­lar ve hay­aller sokar. Doğu pro­le­taryasının ikti­dar mücade­lesi­ni felce uğratır ve sömürge devriml­nin zaferi­ni kösteki­er. İkti­darın pro­le­tarya tarafın­dan ele geçir­ilme­si, epigonların teorisi açısın­dan, devrim­in tamam­lan­ması (Stal­in’in for­mülüne göre, «işin onda dokuzu») ve ulusal reform­lar
döne­m­i­nin açıl­ması anlamı­na gelir. Bun­dan son­ra, kulak’ın sosyal­izme doğru gelişme­si ve dünya bur­ju­vazisinin «taraf­sı­zlaştırıi­ması» teo­ri­leri de, tek ülkede sosyal­izm teori­sine ayrıl­maz biçimde bağlıdır­lar artık.
Ya bir­lik­te ayak­ta kala­cak­lar, ya da bir­lik­te çöke­cek­lerdir.” age. 13. madde

[9] age. 14. madde

[10]. Mas­sari: „Trot­sky y Gram­sci“.

[11]. Anto­nio Gram­sci: Hapis­hane Defter­leri

[12]. Leo Trotz­ki: Escritos Lati­noamer­i­canos. Buenos Aires 1999.

[13]. Bu İtalyan komünist Amadeo Borgi­da­so’­da da böyledir.

[14]. Leonar­do Pag­gi: Anto­nio Gram­sci e il mod­er­no Principe, Rom, 1970, S. 258. Zit. nach: JC Por­tantiero: Los Usos de Gram­sci. (Editörün çevirisi)

[15]. Lev Troç­ki: Rus devri­m­inin tar­i­hi, Ekim Ayak­lan­ması bölümün­den

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.