Türkçe

FT Konferansı: Reformizm, merkezcilik ve devrim

Bu makale, Troçkist Fraksiyon - Dördüncü Enternasyonal'in Buenos Aires'de gerçekleşen X. Konferansında yürütülen tartışmaların bir ürünüdür. Emilio Albamonte aşağıdaki makalesinde, bugünkü reformizmin özelliklerine dair yürütülen tartışmadan hareketle tespitlerde bulunuyor. “Yeni reformizm” ve emek reformizmi arasındaki farkları, günümüzde devrimci parti inşa stratejilerini, ve FT’yi meydana getiren grupların inşasında uluslararası internet sitesi ağı La Izquierda Diario’nun rolünü tartışıyor.

FT Konferansı: Reformizm, merkezcilik ve devrim

Dördüncü Enter­nasy­on­al — Troçk­ist Fraksiyon’un (FT) 10. Kon­fer­an­sı 10 – 17 Ağus­tos tar­ih­lerinde Buenos Aires’te gerçek­leşti. Kon­fer­ansa katılan gru­plar arasın­da Almanya’dan RIO’nun yanı sıra Arjantin’den Sosyal­ist İşçi Par­tisi (PTS), Brezilya’dan Devrim­ci İşçi Hareketi (MRT), Fransa’daki NPA bünyesinde faaliyet gösteren Devrim­ci Komünist Akım (CCR), Şili’nin Devrim­ci İşçi Par­tisi (PTR), Meksika’daki Sosyal­ist İşçi Hareketi (MTR), İspany­ol devletinde­ki Sını­fa Karşı Sınıf (CcC), Bolivya’dan Devrim­ci İşçi Bir­liği (LOR-CI), Venezuela’dan Sosyal­izm için İşçi Bir­liği (LTS) ve Uruguay FT grubu bulunuy­or­du.

Kon­fer­an­sın otu­rum­ların­da, ulus­lararası ekonomik duru­mun çeşitli boyut­ları, ABD ve İngiltere gibi merkez ülkel­erde­ki yeni poli­tik gelişmel­er, Fransa’daki sınıf mücade­le­si, Brezilya’daki kurum­sal dar­benin ardın­dan yaşanan süreç ve Arjantin’de neolib­er­al sağın ikti­dara dön­mesin­den bu yana yaşanan­lar gibi çeşitli konu­lar tartışıldı. Bu dinamik ulus­lararası poli­tik tablo karşısın­da, gerek oportünist gerek sek­ter eğil­im­leri nedeniyle devrim­ci bir strate­ji geliştirmek­te aciz kalan çeşitli sol akım­lar, ayrı­ca devrim­ci­leri bekleyen zor­luk­lar ve fır­sat­lar da etraflı­ca ele alı­nan konu­lar arasın­day­dı.

Emek reformizmi ve küçük burjuva reformizmi

Küre­sel krizin ardın­dan, merkez ülkel­erde reformist örgüt­lerin yük­selişine tanık olduk. Syriza ve Podemos gibi bu “yeni reformist” par­til­er ile, 20. yüzyıl­da özel­lik­le İkin­ci Dünya Savaşı son­rasın­da önem­li bir etki yaratan Alman Sosyal Demokrat Par­tisi veya İtalyan Komünist Par­tisi gibi klasik reformist par­til­er arasın­da cid­di fark­lar var.

Yeni reformizmin başlı­ca özel­liği, işçi sınıfının temel kes­im­lerinde tabanının olma­ması. Bu küçük bur­ju­va reformizminin asli toplum­sal tabanı, örneğin İspany­ol devletinde­ki Podemos’ta gördüğümüz gibi üniver­siteli gençler, (kap­i­tal­ist stan­dart­lara göre) “ileri düzeyde eğitim­li” kes­im­ler, eksik isti­h­dam koşulların­da çalışan­lar, ve güvence­siz gençler­den oluşuy­or.

Gelenek­sel reformist kitle par­ti­leri ise bugün neolib­er­al taaruzun öncü­leri haline gel­erek, gelenek­sel işçi taban­larıy­la bağlarını koparıy­or. Günümüzde, diye­lim İkin­ci Dünya Savaşı son­rası İtalyan Komünist Par­tisi gibi bir par­ti gör­müy­oruz: Söz konusu par­ti son­radan ABD Demokrat­larının poli­tik pro­gramını ben­im­sey­erek Demokratik Par­ti adını aldı. Klasik reformist par­tilere ben­z­er biçimde ortaya çıkan son oluşum diye­bile­ceğimiz Brezilya İşçi Par­tisi, 1980’lerde CUT kon­fed­erasy­onuna bağlı sendikalar­dan doğ­muş­tu.

Dolayısıy­la günümüzde emek reformizminin aslen sendikalar içinde bulun­duğunu söyle­mek mümkün. Bu, elbette bütün sendikaların reformist olduğu anlamı­na gelmiy­or.

Örneğin Fransa’da çalış­ma yasası refor­mu­na karşı yürütülen mücadelede sendikaların nasıl hareket ettiği­ni gördük. Bir yan­dan, CFDT kon­fed­erasy­onunun lid­eri Lau­rent Berg­er sarı sendikacı bir çiz­gi sergile­di ve bul­duğu ilk fır­sat­ta mücade­leyi son­landır­ma çağrısı yap­tı.

Öte yan­dan, yukarı­da bah­set­tiğimiz günümüz emek reformiz­mi, Phillip Mar­tinez yöne­ti­min­de­ki CGT kon­fed­erasy­onun­da ifadesi­ni bul­du. Harekete yöne­lik tam bir “yıprat­ma strate­jisi” izleyen CGT, Hollande’ın çalış­ma yasası refor­mu­na karşı ülke çapın­da yüz bin­lerce kişinin katıldığı eylem­ler, grevler ve fiili direnişlerde ortaya çıkan müthiş gücü zaman içinde seyrelt­ti.

Gel­gele­lim, Fransa’daki Devrim­ci Komünist Akım’dan (CCR) yoldaşlarımızın Konferans’ta belirt­tiği gibi, söz konusu sendikal bürokrasi, Mayıs 1968’de devrim­ci bir yük­selişin önünü kesmeyi başaran ve tepe­den tır­nağa Fran­sız Komünist Par­tisi kon­trolünde olan CGT bürokra­si­sine nazaran çok daha güçsüz. Bunun bir örneği, Martinez’in Nuit Debout eylem­leri­ni gerçek­leştiren gençler­le görüşmek zorun­da kalması oldu: Oysa ki 1968’in CGT’si, radikalleşen öğren­cil­er ile sendikalı işçi­lerin mücade­le­si arasın­da ade­ta duvar örmüştü.

Elbette, fark­lı ülkelerin sendikaları da aynen işçi sınıfları gibi büyük çeşitlilik arz ediy­or. Bir yan­dan “Doğu”da, örneğin Çin’de, Çin Komünist Par­tisi tarafın­dan bir­er devlet daire­sine dönüştürülmüş sendikalar görüy­oruz; öte yan­dan “Batı”daki neolib­er­al taar­ruz sendikaların devlet kon­trolüne girme­si sürecinde cid­di bir sıçra­mayı beraberinde getiriy­or. Buna para­lel, son on yıl­lar­da işçi sınıfının dünya çapın­da olağanüstü bir biçimde genişlediği­ni ve çok yoğun bir parçalan­ma yaşadığını görüy­oruz: kadrolu ve sözleşmeli, formel ve informel, yer­li ve göç­men işçil­er gibi bölün­mel­er artıy­or.

Bu çerçevede, sendikaların devlet­ten bağım­sı­zlığı, işçi sınıfı safların­da bir­liğin sağlan­ması, sendi­ka içi demokrasi, Bir­leşik İşçi Ceph­esi (“ayrı yürüyüp beraber vur­mak”) tak­tik­leri, reformist bürokrasiye yöneltile­cek tale­pler gibi mese­lel­er devrim­ci­lerin günümüzde­ki müda­hale­si açısın­dan kilit önemde.

Leninizm ve “merkezcilik”: parti inşasında iki strateji

FT Kon­fer­an­sı boyun­ca etraflı­ca ele alı­nan bir diğer kri­tik mese­le de devrim­ci par­ti­lerin inşası strate­jisi oldu.

20. yüzyılın başların­dan bu yana, işçi hareketi bünyesinde iki fark­lı par­ti inşa strate­jisi gün­demde olmuş­tur. Bun­lar­dan biri olan “kitle” par­tisi, genelde taban­da­ki üyelerin pasif olduğu bir seçim aygıtının oluş­tu­rul­masını esas alır ve reformist bir pro­gram çerçevesinde sendikaları “yönet­mek” ön plan­dadır. Bu, yukarı­da bah­set­tiğimiz “klasik” emek reformizmine denk düşen par­ti for­mudur.

Diğer par­ti for­mu ise ilk olarak Lenin tarafın­dan for­müle edilen “kitlel­er içinde etkiye sahip öncü parti”dir: Sınıf savaşımı içinde yer alan bu mücad­ele­ci par­ti, sınıfın öncüsünü devrim­ci bir pro­gram etrafın­da biraraya getirir ve oradan hareke­tle kitlel­er içinde etki yarat­mak için işçi sınıfı, kadın hareketi, öğren­ci hareketi, entelek­tüeller… içinde devrim­ci akım­lar inşa eder.

Günümüzde­ki par­ti inşası strate­jisi tartış­ması, işte bu iki akım arasın­da yaşanıy­or: Büyük reformist işçi par­ti­lerinin yük­selişi söz konusu olduğu için değil, sol­un antikap­i­tal­ist olma iddi­asın­da­ki bir kes­i­mi bu strate­jiyi miny­atür ölçek­te gerçek­leştirm­eye yel­tendiği için.

Örneğin Brezilya’da bir tarafta PSTU’nun sendikalizme sığı­narak küçük ve alter­natif bir işçi kon­fed­erasy­onu (Con­lu­tas) kur­mak­la yetindiği­ni görüy­oruz, öte tarafta ise PSOL tama­men seçim­lere odak­lı bir çiz­gi izliy­or ve par­tiyi oluş­tu­ran MES gibi bileşen­ler Mari­na Sil­va gibi figür­ler­le itti­fa­ka gidiy­or (yeni bir neolib­er­al­izm çizgisi savu­nan ve Ban­co Itaú bankasının da desteği­ni alan bir siyasetçi). Sol için­de­ki bu tuhaf “işbölümü”nde yer alan hiç kim­s­enin, kitle hareke­ti­ni zaman içinde devrim­ci bir yönde etk­ileye­cek bütün­lük­lü bir strate­jiye sahip olmadığını görüy­oruz.

FT’yi oluş­tu­ran örgütler olarak bizlerse, fark­lı fark­lı düzeylerde de olsa, Lenin­ist kavram­ları temel alan bam­baş­ka bir pratiği örm­eye gayret ediy­oruz. Örneğin Arjantin’deki PTS olarak La Izquier­da Diario, par­ti tem­sil­ci­ler­im­iz ve par­la­men­to üyeler­im­iz kanalıy­la en ileri kes­im­lere ulaş­maya gayret ediy­oruz. Buna para­lel, işçi, öğren­ci, kadın hareket­leri ve entelek­tüeller içinde devrim­ci akım­lar inşa ediy­oruz.

Bu strate­jimiz bizi PO’dan (İşçi Par­tisi) ayırıy­or. Zira PO’nun işçi ve sendi­ka hareketinde ‑ha keza öğren­ci hareketinde de- izlediği poli­ti­ka, taban­da mil­i­tan örgütler inşa etmek­sizin yukarı­da itti­fak­lar kur­maya day­alı. Böylece PO, Bir­leşik İşçi Cephesi’ni ufkun­dan çıkarıy­or ve sendikal bürokrasiye tale­pler yönelt­mek­ten geri duruy­or; bunun yer­ine, ken­disinin yönete­ceği alter­natif bir “kon­fed­erasy­on” fikri­ni fark­lı fark­lı isim­ler altın­da ileri sürüy­or.

Bunun aksine PTS’nin çizgisinde, ser­may­eye karşı savun­ma temel­li bir Bir­leşik İşçi Cephesi’nin gelişi­mi büyük önem taşıy­or. Zira yük­seliş dönem­lerinde, bu tür bir İşçi Cephesi’nin için­den Sovyet tipi örgütlen­melerin çık­ması, İşçi Cephesi’nin savun­madan atağa geçerek anti-bur­ju­va, anti-kap­i­tal­ist ve devrim­ci bir işçi hüküme­ti­ni kur­ması mümkün.

Leninizm 2.0

Beş dilde yayın yapan 11 inter­net sitesin­den oluşan ulus­lararası ağımızın gelişi­mi, bir ulus­lararası akım olarak FT’nin yapısın­da önem­li değişim­leri de beraberinde getir­di.

FT için­de­ki en gelişkin örgüt olan PTS örneği­ni alır­sak, par­la­men­to üyeleri, medyada­ki müda­haleler­im­iz ve FIT (Sol­un ve Emekçi­lerin Ceph­esi) seçim kam­pa­nyaları üzerinden oluş­tur­duğu­muz kitle aji­ta­sy­onu imkan­larımızı, La Izquier­da Diario sayesinde daha da geliştirdik. Nitekim PTS’nin son kon­gresinde La Izquier­da Diario sitesi­ni bir “kolek­tif örgütleyici”ye dönüştürme mese­lesi­ni ele aldık: Mücadele pratiğimizde bir devrim niteliği taşıyan bu adım, yukarı­da bah­set­tiğimiz gibi sendikalar, öğren­ci hareketi, kadın hareketi bünyesinde devrim­ci akım­ların inşasıy­la el ele iler­liy­or. Amacımız, Lenin’in kitlel­er içinde etkiye sahip öncü par­tinin inşasın­da gazetenin rolüne dair vur­gusunu, 21. yüzyılın şart­ları ve imkan­ları çerçevesinde tekrar ele almak.

FT bünyesin­de­ki gru­plar fark­lı gerçek­lik­lere sahip ve fark­lı gelişim aşa­maların­da bulunuy­or. Örgüt­ler­im­izin yüzlerce mil­i­tan­dan oluş­tuğu Brezilya, Şili, Mek­si­ka ve Fransa’daki inter­net siteler­im­izin gelişi­mi, bazı açılar­dan PTS için sitenin sahip olduğu önem­den de büyük bir öneme sahip. Zira bu ülkel­erde­ki sitel­er, örgüt­ler­im­izin poli­tik görünür­lüğünü cid­di bir biçimde artırdı. Diğer ülkel­erde­ki FT gru­pları için de aynı durum fark­lı fark­lı dere­cel­erde geçer­li.

Örneğin Fransa’daki Révo­lu­tion Per­ma­nente (Sürek­li Devrim) inter­net site­si, çalış­ma yasası refor­mu­na karşı mücadele için sokak­lara dökülen genç­lik ve işçi­lerin sesi oldu ve sol entelek­tüeller arasın­da cid­di bilinir­lik kazandı. İnter­net site­si, New Left Review tarafın­dan da yeni alter­natif medya oluşum­ların­dan biri olarak gös­ter­il­di.

Brezilya örneğinde Esquer­da Diário, kurum­sal dar­b­eye karşı, fakat PT’den bağım­sız bir poli­tik duruşun sözcüsü haline gel­di. Brezilya’da yaşanan derin krizde PSOL ve PSTU gibi gelenek­sel sol par­til­er ya dar­be­ci kam­pa ya Lulacı çizgiye meyled­erken, Esquer­da Diário’nun bir tür “üçüncü cephe”yi tem­sil eder haline geldiği­ni söyle­mek mümkün.

Çeşitli ülkel­erde fark­lı fark­lı düzeylerde olmak üzere, sitel­er kanalıy­la gerek sınıf mücade­le­si süreç­lerinde gerek belir­li sek­tör­lerde bu tür bir etkinin yaratıldığı örnek­ler söz konusu. Bu durum, gru­plarımızın gelişi­mi­ni salt pro­pa­gan­dacı bir yöne­lim­in öte­sine taşıy­or. Ancak genele bakıldığın­da hâlâ, kitle hareke­tine kap­sam­lı bir biçimde hitap ede­cek kadro­ların biriki­mi aşa­masının ön plan­da olduğu söylenebilir.

Bu neden­le, aramıza katılan yeni yoldaşların devrim­ci Mark­sistlere yani pro­le­taryanın devrim­ci siyasetçi­ler­ine dönüşme­si nok­tasın­da, pro­pa­gan­da faaliyeti ve kadro­ların eğiti­mi temel öneme sahip.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.