Türkçe

Türkiye’deki siyasi krizin yeni aşaması

Alman­ca-Deutsch |

| Erken seçim ilan edilme­sine rağ­men Türkiye’deki mil­i­tarist hava hiçbir şek­ilde nor­male dön­me­di. Bilakis baş­ta Kuzey Kürdis­tan böl­ge­si olmak üzere, ülkenin genelinde derin bir siyasi kriz yaşanıy­or.

Türkiye’deki siyasi krizin yeni aşaması

// Alman­ca-Deutsch //

// Erken seçim ilan edilme­sine rağ­men Türkiye’deki mil­i­tarist hava hiçbir şek­ilde nor­male dön­me­di. Bilakis baş­ta Kuzey Kürdis­tan böl­ge­si olmak üzere, ülkenin genelinde derin bir siyasi kriz yaşanıy­or. //

Türk ordusu ve PKK arasın­da­ki çatış­ma Kürt’lere yapılan ırkçı saldırılar­la tüm ülk­eye yayıldı. Olay­ların fitili­ni ise PKK’nin Dağlıca’da bir askeri kon­voya yap­tığı saldırı ateşle­di. TSK saldırı­da 16 askerin öldüğünü belir­tirken, PKK 31 askerin öldüğünü söylüy­or. Bu çatış­ma 2013 yılın­da­ki ateşkesten beri mey­dana gelen çatış­malar­dan en büyüğü. Erdoğan’ın aynı gün yap­tığı açık­la­malar ise duru­mun esas arka planını gözler önüne seriy­or : “Eğer 400 mil­letvek­ili­ni ala­bile­cek veya bir anayasayı inşa ede­bile­cek sayıyı bir siyasi par­ti yakalamış olsay­dı durum bugün çok daha fark­lı olur­du. ”
Ülkenin batısın­da Kürt halkı­na ve HDP büro­ları­na yapılan saldırılar ile ırkçılık hüküm sürmek­te. Kürdis­tan böl­gesinde ise sokağa çık­ma yasak­ları ve katliamlar­la olağanüstü hal mev­cut.

Saldırılar Erdoğan’ın derinleşen bonapartlaşmasına hizmet ediyor

AKP sıraların­dan gelen sesler bu mil­i­tarist poli­tikanın içyüzünü ortaya koyuy­or: Bir korku atmos­feri yaratarak AKP yeniden tek başı­na ikti­dar olmaya çalışıy­or. Ahmet Davutoğlu’nun AKP kon­gresinde bu amaçla yap­tığı açık­la­ma muhale­fet par­ti­lerinden de tep­ki görmek­te : “Oylarımız yük­seliy­or. Tek başımıza ikti­dar olmak için elim­iz­den geleni yapıy­oruz.”

AKP Genç­lik Kol­ları Başkanı Abdur­rahim Boynukalın Hür­riyet gazete­si binası­na yapılan saldırı­da AKP güruhu­nun en önünde yer alıy­or­du. Konuş­masın­da tüm muhale­feti terörist ilan etti ve ekle­di : “Her şeyi Cumhur­başkanı, başkan ola­madığın­dan dolayı yapıy­or diy­or­lar. Biz de şunu söylüy­oruz. 1 Kasım’daki seçim­den son­ra ne çıkarsa çık­sın, seni başkan yap­tıra­cağız, seni başkan yap­tıra­cağız, seni başkan yap­tıra­cağız.”

AKP yan­lısı medyanın kışkırt­ma pro­pa­gan­dası öyle yer­lere varıy­or ki, eleştiren gazete­cil­er sırf işleri için değil, aynı zaman­da hay­at­ları için de endişe­len­mek zorun­da kalıy­or­lar.

Erdoğan kart­larını açık oynuy­or : Her ne kadar dış poli­ti­ka mod­elin­in çökmesin­den dolayı emperyal­ist saflar­dan gelen eleştir­i­lerin sayısı ve dozu art­sa da, AKP’nin zayıfla­ması TÜSİAD’ın ilgisi­ni çekse de, yıl­lık büyüme oranı sürek­li ve belir­gin bir biçimde düşse de, par­tisi 13 yıl­lık ikti­darı kay­betse de ve son tahlilde en büyük pro­je­si olan “Çözüm Süre­ci” çökme­sine rağ­men, mut­lak ikti­dar talebinden ken­di isteğiyle vazgeçmeye­cek. Bu çöküş duru­mun­da özel­lik­le HDP’nin güçlü olduğu şehirlerde saldır­gan­lığı körük­lüy­or. Erdoğan’nın başkan­lık hay­al­leri devam ediy­or, bunun dışın­da ise de-fac­to rolüne devam ede­bile­ceği AKP’nin tek par­tili hüküme­ti­ni kab­ul ede­bilir: “İster kab­ul edilsin ister edilmesin, Türkiye’nin yöne­tim sis­te­mi bu anlam­da değişmiştir. Şim­di yapıl­ması gereken bu fiili duru­mun huku­ki çerçevesinin yeni bir Anayasa ile netleştir­ilme­si, kesin­leştir­ilme­sidir”

Erdoğan HDP’ye kap­tırdığı seç­men kitlesi­ni yıldır­ma poli­tikasıy­la geri kazan­mak istiy­or. Bir diğer taraftan da Kürt illerinde­ki olağanüstü hali muhafaza edip, 1 kasım­da­ki seçim sırasın­da her tür­lü seçim hilesi­ni yap­mayı plan­lıy­or. İkti­darı ken­di kon­trolünde tut­mak için her tür­lü kozu oyna­maya hazır. Türkiye’nin batısın­da­ki saldırılar Erdoğan’nın ken­di paramiliter gru­plarını kur­mayı başardığının bir göster­ge­si. Bu gru­pların faşist saldırılarının bir merkez­den orga­nize edildiği apaçık orta­da: Recep Tayyip Erdoğan.

HDP’nin çıkmazı: Etkinsizliğin programı

HDP’nin ülkenin mil­i­ta­rize edilme­sine bir cev­abı yok. Erdoğan’ın savaşını zayıflat­ma ilüzy­onuy­la, çatış­ması­zlığın bitme­sine rağ­men seçim hüküme­tine dahil oldu. Bunun pek işe yaradığı söylen­e­mez. Tam ter­sine savaş daha da şid­detlen­di. Bu da yine par­la­men­ta­rizmin bona­part­laş­mayı hiç bir şek­ilde zayıflata­may­a­cağı­na dair bir kanıt­tır. HDP’nin strate­jik olarak Türk devle­ti­ni par­lemen­to çerçevesinde demokratik­leşme yöne­li­mi yıkın­tıya uğramıştır.

Cizre kuşat­masıy­la ve Kuzey Kürdistan’ın askeri işgaliyle “Çözüm Süre­ci” iflas etmiştir. Bir önce­ki ”Türk reji­mi ner­eye gidiy­or?” yazımız­da buna değin­miştik: “(…)Lakin Türk ege­men sınıfı için ”barış sürecinin” tek bir anlamı vardı: Kürt hareke­tinin tama­men tas­fiye­si ve Kuzey Kürdistan’ın poli­tik ve ekonomik ted­bir­ler­le iç sömürge olarak muhafaza edilme­si. Dış poli­tika­da bu süreç Türk ser­mayesinin Kürdis­tan Bölge­sel Yöne­timine yayıl­ması ve Avru­pa Birliği’ne yakın­laş­ması açısın­dan bölge­sel güç olma çabaları için en uygun mod­el teşk­il ediy­or­du.
Türk hüküme­tinin barış retoriği bu sebe­ple sadece manevra anlamı­na geliy­or­du. Erdoğan ve AKP plan­ları için en ufak bir tehlike sezdik­leri anda, mil­i­tarist bir retoriğe kayıy­or­du.(…)”

Erdoğan “Çözüm Süre­ci” ile Kürt hareke­ti­ni tas­fiye etme den­eme­si suya düştüğü için savaş kartını oynuy­or. Kürt Hareketi yer­ine Erdoğan tas­fiye olma tehlike­si altın­da. Türk bur­ju­vazisinin amacı çözüm süre­ciyle silahlı Kürt hareke­ti­ni bitirmek­ti. Ama HDP seçimde güçlendiği ve Kuzey Kürt böl­gesinde AKP’yi zayıflat­tığı için Erdoğan ken­disinin yok edile­ceği tehlikesi­ni gördü. Bu yüz­den ken­disinin çöküş döne­minde çözüm süreci­ni yarı­da bırak­tı.

Faşist saldırılara rağ­men HDP pasif bur­ju­va poli­tikasın­dan vazgeçmiy­or. Sendikaları Erdoğan’ın savaşı­na karşı genel greve götürtme çağrısını ve çalış­masını yap­mak yer­ine, müza­kere çağrısı yapıy­or. Kime seslendiği ise belir­siz. Bir taraftan Erdoğan’a katil derken, diğer yan­dan ise bu katil tarafın­dan başlatılan çözüm sürecine dönülme­si çağrısını yapıy­or.

Kürt hareke­tinin içinde de yeni çelişk­il­er ortaya çıkıy­or. Kitle par­tisi kon­sep­ti­ni iler­le­tirken ve tar­ih­sel olarak genel­lik­le Türk devle­tinin yanın­da saf tutan Kürt bur­ju­vazisinin bazı kes­im­ler­ine ve Türk lib­er­al­ler­ine erişirken, HDP yavaş yavaş PKK’den siyasi olarak uza­k­laşıy­or. Ülkede­ki siyasi kriz hakimken, bu çiz­gi karşı karşıya gelen iki fark­lı eğil­im yaratıy­or. Son zaman­lar­da PKK’nin yöneti­ci kadro­su HDP’nin uzlaş­macı ve pasif poli­tikası­na sert eleştir­il­erde bulun­du: PKK yöneti­cisi Duran Kalka­n’ın yap­tığı açık­la­ma buna bir örnektir:“Bugüne kadar­ki huku­ki ve sosyal kazanım­lar PKK’nin mücade­le­siyle elde edil­di. Siyasi müza­k­erel­er ile değil. HDP siyasette yeter­ince yaratıcı ve başarılı ola­madı. Başkaları­na çağrı yapıy­or­lar, ama kendi­leri neyi başardılar da çağrı yapıy­or­lar!”

Her ne kadar kuru­luşun­da etkin olsa da, PKK HDP’yi daha fazla kon­trol altın­da tutamıy­or. Şuan da sokak­lar­da olan­lar ise kitlel­er­den ziyade ulusal hareketin sem­pa­ti­zan mil­i­tan­ları. PKK kuru­cu meclis, özyöne­tim ve kitle eylem­leri çağrısın­da bulunurken HDP seçim poli­tikasıy­la yetiniy­or. Ülkenin batısın­da da aktif bir kitle hareketi mev­cut değil.

Diğer taraftan ise PKK kafa karıştır­maya devam ediy­or. PKK’nin mücadele tak­tiğin­de­ki çelişk­il­er Zik-Zak siyasetinde gözüküy­or. Kuzey Kürdistan’ın bazı şehirlerinde özyöne­tim çağrısı yaparken, Amerikan emperyal­izmine çözüm sürecinde aracı olması için sesleniy­or. PKK’nin 2 numarası Cemil Bayık Alman Die Welt gazete­sine verdiği röpor­ta­j­da şun­ları söylemişti: “Artık tek taraflı silahların sus­ması olmay­a­cak. Türk devleti de artık res­mi olarak silah bırak­tığını açık­la­malı. Bağım­sız bir heyet tarafların buna uyup uymadığını kon­trol etmeli. Bunun­la bir­lik­te müza­k­erel­er eşit ve özgür koşullar­da başlatıl­malı ve önder Apo müza­k­erenin başı olarak tanın­malı. Ve üçüncü bir ülkenin de arab­u­lu­cu olarak yer alması gerekiy­or. Ameri­ka daha önce­ki örnek­lerde olduğu gibi arab­u­lu­cu­luk görevi­ni üstlenebilir. Ancak bu şek­ilde Türkiye’nin bir anda her şeyi inkar etmeye­ceğin­den emin ola­bil­i­riz.”

Radikal sol, fiili eylem yasak­ları sebe­biyle son haf­ta­lar­da çok bastırılmış vaziyette. Yasal bir yasağın olma­ması­na rağ­men, faşist­lerin polisler­le yap­tığı işbir­liği dolayısıy­la genel eylem yasağı atmos­feri bulunuy­or. Sendikalar uzun uyku­ların­dalar. İkti­darın tüm araçlarıy­la donatılmış Erdoğan açık bir savaş yürütürken, yazılı metin düzeyinde bile radikalleşm­eye dair bir eğil­im yok. Bona­part­laş­ma katliamlar­dan ve olağanüstü haller­den besleniy­or.

Faşist saldırılar Avrupa’ya da yayıldı. Avru­pa çapın­da Kürt halkıy­la dayanış­ma ve Erdoğan’ın savaş poli­tikasını protesto etmek için toplanan Kürt ve sol aktivistlere Türk faşistler vahşi saldırılar­da bulun­du. 12 Eylül’de Hannover’de Rojavalı bir Kürt aktivist çıkan tartış­ma­da bıçak­landı. Bern’de bir Türk mil­liyetçisi arabasını gös­teri­ci­lerin üstüne sürdü, 5 kişi ağır yara­landı. Bozkurt­lar Türkiye’deki linç kam­pa­nyasının devamı olarak Avru­pa çapın­da toplanıy­or­lar. Polis ise PKK terör lis­tesinde bulun­duğu ve Kürt aktivistler krim­i­nal­ize edildik­leri için olay­ları yal­nız­ca izle­mek­le yetiniy­or.

Birleşik Cephe acil bir görevdir

Erdoğan bona­part­laş­ma adı­na bugün­ki saldırılargan­lığını daha ne kadar sürdüre­bile­cek? Faşist paramiliter gru­plar Erdoğan adı­na katliamlarını ne kadar daha sürdüre­cek? Şov­enizm Türk ve Kürt işçi­lerinin ortak mücade­lesinin önünde daha ne kadar engel teşk­il ede­cek? Erdoğan işçi düş­manı ikti­darını ne kadar daha koruya­bile­cek? Bu soru­ların günümüz koşulların­da ancak tek bir cev­abı ola­bilir : Eylem pro­gramı olan anti-faşist bir­leşik bir cephenin kurul­ması.

Erdoğan’ın neolib­er­al ve işçi düş­manı mod­eli ger­ileme ve çürüme sürecindedir. Güven­lik önlem­leri, olağanüstü hal ve savaşla istikrar endişe­si yaratıp, işçi sınıfı­na ve Kürtlere saldır­mak mecburiyetinde bulunuy­or. Bunun­la da Türk buju­vazisin­de­ki ayrış­mayı güçlü ikti­dar­la ortadan kaldırıp, emperyal­istlere bölgede­ki en yarar­lı müt­te­fik olduğunu kanıt­la­ma peşinde. Bunun için de yeni seçimde tek başı­na ikti­dar ola­bilmek için yeter­li sayıya ulaşa­ma­ması halinde kul­lanacağı tüm ihti­mal­leri açık bırakıy­or : HDP’nin yargılan­ması hat­ta kap­atıl­ması veya seçimin olağanüstü halle veya topy­ekün bir savaşla erte­len­mesi. Herşey radikal sol­un bu duru­ma nasıl bir cevap vere­ceğine bağlı.

Şuan gereken özsavun­ma organ­ları sadece HDP’nin anlayışı­na göre savun­ma bloğu olarak orga­nize edile­mez. Belir­leyi­ci nok­ta bu organ­ların işy­er­ler­ine, okullara, üniver­sitelere ve sendikalara taşınıp bir eylem pro­gramı etrafın­da bir­leşmeleridir. Özsavun­ma organ­ları baskıya karşı kap­i­tal­ist devlet aygıtı­na karşı mücadelede mevzi­lerin ele geçir­ilme­si ufkun­da bir ara­ca dönüşme­lidir.

Bir­leşik Cephe, Erdoğan’a ve Türk bur­ju­vazi­sine karşı direnişi örgütleme­lidir. İşçi­lerin ve ezilen­lerin tek çare­si; savaşa, faşist saldırılara ve aynı zaman­da prek­er­leşm­eye, işsi­zliğe, Erdoğan’ın anti­demokratik poli­tikası­na, ırkçılığa, cin­siyetçi homo-trans­fo­bik saldırılara da karşı ola­cak bir ortak cephedir.

Prek­er­leşme özelleştirmel­er ve neolib­er­al karşı-reform­lar­la işçi sınıfının tüm sek­tör­ler­ine yayılmış durum­da. Her yıl orta­la­ma 1300 işçi ölmek­te. Gençliğin bir gele­cek umudu yok ve işsi­z­lik­ten muz­darip. AKP hüküme­tinin güd­mün­de­ki polis geniş çaplı tutuk­la­malar yapıp, her tür­lü demokratik hak­lara saldırırıp, aktivistlere de işkence yapıp, hat­ta katlediy­or. AKP’yi protesto eden öğren­cil­er tutuk­lanıy­or ve üniver­sitel­er­den atılıy­or. AKP üniver­siteleri YÖK sayesinde ken­di çıkar­ları­na göre tasar­lıy­or ve öğren­ci­lerin istek­ler­ine karşı ken­di hizme­tine geçe­cek şek­ilde key­fi rek­tör­ler atıy­or. Sendikaların bir kıs­mı devlet bürokra­si­sine boyun eğerken, diğer­leri baskı ve engellemel­er­le karşılaşıy­or. Lakin sınıf işbir­likçi sendi­ka bürokrat­ları da tabanın radikalleşmesi­ni engelle­mek ve uzlaş­macı olarak masada­ki yeri­ni kap­tır­ma­mak için var gücüyle çalışıy­or. Kadın­lar sek­sist AKP hüküme­tinin altın­da büyük saldırılara maruz kalıy­or­lar. Hükümet kadın­ları üre­tim süreç­lerinden uza­k­laştır­maya çalışıy­or. Tecavüze ve şid­dete maruz kalan kadın­ların sayısı gün geçtikçe artıy­or. Kür­taj krim­i­nal­ize edil­di ve AKP sıraların­dan hergün sek­sist ve skan­dal boyu­tun­da söylem­ler duyu­luy­or. LGBTI’ler gün­lük hay­at­ların­da sürek­li saldırılara uğruy­or ve ölü sayısı artıy­or. Çoğu topluma kab­ul edilmedik­leri ve işy­er­lerinden uza­k­laştırıldık­ları için fuhuşa zor­lanıy­or. Kürt halkı her gün yeni tra­jedilere maruz kalıy­or. Diğer etnik ve dini azın­lık­lar kışkırtılıp, kültürel enstitü­leri ya yasak­lanıy­or ya da fizik­sel olarak saldırıya uğruy­or­lar.

Erdoğan’ı seçim­le ikti­dar­d­an indir­menin bir ilüzy­on olduğu artık su götürmez bir gerçek. İkti­darını koru­mak için oyu­nun tüm kural­larını hiçe sayıy­or. Bu yüz­den Bir­leşik Cephe’nin kurul­ması gün­de­mi oluş­tu­ruy­or. Grev ve işgaller­le kitleleri sokağa dök­mek ve kuru­cu meclisler için Bir­leşik Cephe’nin temeli iş yer­lerinde, sendikalar­da, okullar­da ve üniver­sitel­erde atıl­malıdır.

Bugün birçok Kürt ilin­in kuşatıla­bilmesinin sebe­bi, Türk devle­tinin işgal­ci rolünde olmasıdır. Nasıl ki Erdoğan’ı tekrar müza­kere masası­na oturt­mak mümkün değilse, Türk devle­tinin de orduyu ve polisi Kuzey Kürdistan’dan çek­mek gibi bir planı yok, çünkü böyle bir durum­da fiili kolonisi­ni kaybe­de­cek. Bu yüz­den Bir­leşik Cephe aynı zaman­da koşul­suz şart­sız ulus­ların ken­di kaderi­ni tayin hakkı için mücadele etmelidir, bu ayrıl­ma hakkı için de geçer­lidir.

Bu Bir­leşik Cephe içinde devrim­cil­er kap­i­tal­izm ve emperyal­izm karşıtı bir eylem pro­gramı için mücadele etmelidirler. Özsavun­ma ve savaşa karşı mücade­lenin yanın­da ezilen unsurların demokratik hak­ları, kap­i­tal­ist savaş poli­tikasının bitmesi, emperyal­ist­lerin askeri karar­gahlarının ele geçir­ilme­si, dış borçların sil­in­mesi, bankaların ve işlet­melerin işçi kon­trolünde kamu­laştırıl­ması, toprak refor­mu ve endüstrinin işçi ve köylüler tarafın­dan sosyal­ist bir plan­la düzen­len­mesi için mücadele edilme­lidir. Emperyal­ist­lerin bölgede­ki ilti­ca, yok­sul­luk ve savaşa sebe­biyet veren yağ­ma ve bar­bar­lığı­na karşı Orta ve Yakın Doğu’nun Sosyal­ist Fed­erasy­onu per­spek­ti­fi ben­im­sen­melidir. Bu per­spek­tif için savaşan bir devrim­ci par­ti ancak sınıf bağım­sı­zlığını savu­nan bir Bir­leşik Cephe’nin sıraların­dan oluşa­bilir.

Irkçı hareketin Avrupa’ya uzan­ması tesadüf değildir. PKK yasağı ve Kürt aktivist­lerinin krim­i­nal­ize edilme­si Kürdistan’daki direnişi zayıflat­mak­ta, Alman emperyal­izminin bölgede­ki var­lığı savaş duru­munu şid­detlendirmek­te­dir. Türk devle­tine yapılan silah sevkiy­at­ları Kürt halkı­na karşı kul­lanıl­mak­tadır. Buradaki(Almanya’daki) göre­vimiz, ırkçı ve devlet­ten gelen saldırılara karşı dayanış­ma kam­pa­nyaları düzen­le­mek, Alman emperyal­izminin bölge­den çık­ması ve PKK yasağının kalk­ması için eylem­ler düzen­le­mek­tir.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.