Türkçe

Taksim Meydanındaki olaylar ne anlama geliyor?

İstanbul'da bir isyan başladı. Bu politik krizin arkasında ne var?

Taksim Meydanındaki olaylar ne anlama geliyor?

İstan­bul’­da gün­lerdir gençler, sanatçılar, poli­tik gru­plar ve fut­bol taraftar­ları polis şid­de­tine karşı Tak­sim Mey­danının merkezin­de­ki Gezi Park için mücadele ediy­or­lar. Parkın yıkılıp, yer­ine alışver­iş merkezi yapıl­ması gün­demdey­di. Bunun anlamı; İstan­bul­lu­lar şehir merkezin­de­ki tek par­ka veda etmek zorun­da kala­cak­lardı. İnsan­lar iş mak­i­nalarını dur­dur­mak için sokağa çık­tığı zaman, park­ta­ki ilk ağaçlar kesilmişti. Bunun ardın­dan geçi­ci olarak iş mak­i­naları dur­du­ru­la­bil­di. Eylem­cil­er yıkımın bir an önce dur­du­rul­ması ve yeşil alanın korun­ması talebi­ni ilet­til­er. BDP’nin İstan­bul mil­letvek­ili Sır­rı Süreyya Önder yıkımı iş mak­i­nalarının önüne geçerek 2 sefer dur­dura­bil­di. Bu eylem polisin yoğun saldırısı son­rası üçüncü kez tekrar­lana­madı, lakin bunun sonu­cun­da ülke çapın­da mily­on­lar eylem­cil­er ile dayanış­mak için sokağa çık­tılar.

Polisler eylem­cilere agre­sif bir şek­ilde yüzlerce biber gazı ve gaz bom­bası kul­la­narak saldırdı. Direnişin başlangıcın­dan itibaren agre­sif devlet şid­detinden dolayı bin­lerce yaralı bulun­mak­ta. CHP genç­lik kol­ların­dan 22 yaşın­da­ki Abdul­lah Cömert, polisler tarafın­dan başı­na ateş edil­erek öldürüldü. 19 yaşın­da­ki eylem­ci Mehmet Ayvalı­taş, Ümraniye’de­ki dayanış­ma eyle­minde bir ara­ba tarafın­dan ezil­erek öldürüldü. Olaya şahit olan eylem­ci­lerin raporuna göre, sürücü ika­zlara rağ­men kal­a­balığa doğru arabayı sür­müş. Ölümün­den son­ra sol hack örgütü ”Red­Hack” yap­tığı açık­la­ma­da, Mehmet Ayvalı­taş’ın grubun bir üye­si olduğunu bildir­di. Görün­mek­te­dir ki; hareket ne kadar yayılır­sa, polisin yön­tem­leri o kadar şid­detli olmak­tadır. Fakat şu ana kadar polisin kul­landığı şid­det eylem­ci­leri dur­dur­mayı başara­madığın­dan ötürü, polis AKP genç­lik kol­larıy­la bir­lik­te eylem­ci­leri alan­lar­dan çıkarta­bilmek için kordineli çalış­ma yap­mak­tadır. Ellerinde sopalar ile sokak­lara çıkan­lar agre­sif metot­lar­la eylem­cilere saldır­mak­ta ve polis desteği­ni almak­tadır. Baro­lar direnişte göz altı­na alı­nan eylem­cil­er ile dayanış­ma göster­mek için, onları savu­nacak­larını açık­ladılar. Bur­ju­va medyası hükümet ile işbir­liği yaparak devletin ve kol­luk kuvvet­lerinin suçlarını ört­mek amacıy­la san­sür uygu­la­mak­tadır. Bur­ju­va medyası direnişin başlangıcın­dan itibaren göz­leri­ni kap­at­mış, hükümetin direk­ti­fleri doğrul­tusun­da hareket etmek­te­dir.

Mücadale ökolo­jik temelde, Gezi Parkının yıkımını dur­dur­mak amacıy­la başladı. Fakat devletin ağır baskıları ve şid­de­ti dolayısıy­la hareket diğer şehirlere sıçradı ve kısa bir süre içerisinde radikalleşti. Hareketin bu kadar kısa süre içerisinde yayıl­ması son dönemde AKP hüküme­tine olan hoşnut­su­zluğun hat safha­da olmasın­dan da kay­naklan­mak­tadır. Tak­sim alanı son aylar­da bir çok derin­leşen mücadel­eye tanık olmuş­tur. Tak­sim Mey­danı İstan­bul’un merkezi kon­u­mundadır. Bey­oğlu ilçe­si bir çok sanatçının, üniver­site öğren­cisinin, sol örgüt­lerinin ve LGBT gru­plarının top­landığı ve etkin­lik­ler düzen­lediği bir yerdir. Tak­sim Mey­danının ora­da bulu­nan İstik­lal Cad­de­si kafeleri ve dükkan­ları ile insan­ların sık­lık­la uğradığı, İstan­bul’un en bilindik cad­de­sidir. Birkaç haf­tadır hükümetin getirdiği yeni bir yasa dolayısıy­la 22:00–06:00 saat­leri arasın­da alkol satışı yasak­lan­mıştır. Tar­i­hi Emek Sine­ması sanatçıların ve diğer alan­lar­dan aktivist­lerin gös­ter­i­ler­ine rağ­men, yeni bir alışver­iş merkezi inşaa etmek üzere yıkıldı. Muhafaza­kar kes­im­den Tak­sim Mey­danın­da büyük bir cami yapıl­ması çağrısı giderek çoğal­mak­ta. Son kert­ede Erdoğan yap­tığı açık­la­ma­da, bu zamana kadar düşülü­nen AVM yer­ine Tak­sim Mey­danın­da cami inşaa ede­cek­leri­ni belirt­ti.

Tak­sim Mey­danının önce­lik­le sol örgütler ve Türkiye’de­ki işçi sınıfı için sem­bo­lik bir anlamı vardır. 1977 yılının 1. Mayıs günü işçil­er ve sol örgütler, işçi sınıfının gününü hem kut­la­mak hem de mücadel­eye somut tale­pler ekle­mek amacıy­la Tak­sim Mey­danın­da toplan­mışlardı. O gün kitle faşist­lerin uzun nam­lu­lu silahlar ile saldırısı­na uğramış ve sonu­cun­da 34 kişi öldürülmüş, 136 kişi yaralan­mıştı. Bu olay­dan son­ra Tak­sim Mey­danı 30 sene boyun­ca gös­ter­ilere yasak­landı. Yoğun mücadele sayesinde Tak­sim Mey­danı bir kez daha 1 Mayıs’­ta işçi hareke­tinin gös­teri alanı oldu. Fakat bu sene önce inşaat bahane­si ile Tak­sim Mey­danını işçilere ve sol örgütlere kap­atan hükümet, yaşanan büyük mücade­lenin ardın­dan despot yüzünü bir kez daha açığa çıkararak Tak­sim Mey­danını gös­ter­ilere kap­at­tı.

Kapitalist Çıkarlar ve Muhafazakar Paradigma: AKP Hükümeti

AKP hükümeti kentsel dönüşüm temelinde büyük inşaat pro­jeleri­ni gerçek­leşleştiriy­or. Roman­ların yaşadığı Sulukule ilçe­si yeni evler inşaa edilmek üzere boşaltıldı. Roman­lar Sulukele’­den boşaltılıp, şehrin 40 km uza­ğı­na sürgüne yol­landılar. Yeşil alanın katledilme­sine sebe­biyet vere­cek 3. Boğaz Köprüsü inşaa edile­cek. Bu yet­miy­or­muş gibi, 3. köprüye Ale­vi katliamı ile tanı­nan Osman­lı padişahı Yavuz Sul­tan Selim’in ismi ver­ile­ceği açık­landı.

Ayrı­ca hükümetin çıl­gın pro­je kap­samın­da açık­ladığı Kanal-İstan­bul pro­je­si de mev­cut. Boğaza para­lel, Karad­eniz’­den Mar­mara’ya uzanan bir pro­je. Bu pro­je bir çok evin yıkala­cak olmasın­dan dolayı şehri yeniden yapı­landır­maya yöne­lik. Bu bağlam­da hükümet inşaat sek­törün­den olan yatırım­cılara yeni yatırım alan­ları sun­mayı plan­la­mak­tadır. Bu ve bunun gibi bir çok inşaat pro­jelerinde insan­ların nerede yaşay­a­cak­ları­na yukarı­dan karar ver­ilmek­te­dir. Hükümetin kentsel dönüşüm poli­tikası­na aktivistler yap­tık­ları protesto­lar­la karşı çıkıy­or­lar.

Hükümet inşaat pro­jeleri­ni seçim zaferi­ni koz olarak kul­la­narak ken­di başı­na key­fi gerçek­leştire­biliy­or. Direnişin ortaya çıkışı ile tekrar­dan beliren rejimin aktüel krizi toplumun çeşitli çıkar­larını gözeterek bütün burjuva.demokratik sis­te­mi seçim­ler ile sınır­landır­masın­dan kay­naklan­mak­tadır. Bunun anlamı; hükümet meclis­te­ki çoğun­luğu dolayısıy­la pro­jeleri­ni muhal­iflerin per­spek­tifi­ni dikkate dahi alma­yarak gerçek­leştirmek­te­dir.

Türkiye’de yaşayan bir kısım lib­er­al kes­im AKP hüküme­tinin muhafaza­kar yolu takip etmesin­den dolayı hay­al kırık­lığı­na uğramış durum­da. İsviçre ya da ABD mod­e­line dönük bir lib­er­al sis­temin kurul­madığın­dan dolayı yaşanan bir hay­al kırık­lığı bu. Böyle­sine umut­lar sadece bir ilüzyon­dan ibaret­tir. Belir­li bir hay­at stan­dartı ve genişletilen hak­ları içeren bur­ju­va demokra­sisi, bu tip ülkelerin ancak emperyal­ist güce ulaştık­ların­da ve diğer ülkel­er­den kar elde ettik­leri zaman mümkündür. Ekonomik olarak emperyal­ist güç­lerin boyun­duruğu altın­da olan diğer bağım­lı ve yarı-sömürge devletler gibi, Türkiye’de bur­ju­va düzeni sta­tik değildir. Bunun sebe­bi, Türkiye’nin glob­al iş bölümün­de­ki posizy­onu sebe­biyle kalıcı demokratik hak­ları sun­masını imkan­sız kılan diğer emperyal­ist güçlere karşı gergin­lik­te bulun­masıdır. Türkiye gibi bir ülke bur­ju­va hak­larını hedef olarak tanısa bile, emperyal­ist bir ülkede­ki gelişme gücüne erişe­mez. Bu sebepten dolayı Türkiye’de­ki bur­ju­va hak­ları daima geri plana atılır.(Fakat bu durum yanıltıcı olmasın: Emperyal­ist düzen­ler bile krize yatkın ve uzun bir müd­det sta­tik­liği­ni koruya­maz. Bu 2 emperyal­ist savaşa sebe­biyet ver­miştir.)

Türkiye’de­ki lib­er­al ide­ologlar, AKP hüküme­tinin ”demokratik­leşme süreci­ni” başlat­ması için Gezi Park direnişi­ni enstür­man­talize etm­eye çabala­mak­tadır­lar. Onlar bu direnişin kitle hareketi olduğun­dan dolayı sahip olduğu demokratik özünün, her­han­gi bir batı-emperyal­ist devletin sunacağı demokrasinin daha fazlasını barındırdığını gör­müy­or­lar. Hareket bütünüyle hükümeti düşüre­cek ve devrim­ci bir süre­ci aça­cak güce sahip­tir. Buna rağ­men işçi sınıfının ken­di mücadele meto­duy­la ve sınıf pro­gramıy­la mücadel­eye katıl­ması zaruridir. Lib­er­al ide­ologlar hareketin olası bir sıçrayışını, yani devrim­ci sürecin önünü tıka­mayı amaçla­mak­tadır­lar. Her ne kadar bazı zaman­lar­da lib­er­al kes­imde hay­al kırık­lığı söz konusu olsa da, onlar AKP hüküme­tinin kalmasını amaçla­mak­tadır­lar.

„Sultan“ ve Kemalizmin yöntemi

Gös­ter­ilere çeşitli poli­tik örgütlen­mel­er katıl­mak­tadır­lar. Kemal­ist örgütlen­mel­er de önder­liği eline geçire­bilmek için uğraşıy­or­lar. Bu amaçla kısaca ince­len­mesi gerek­ilen bir poli­tik yön­tem geliştirdil­er; Kemal­ist­lerin bütün çatış­ma nok­ta­ları Recep Tayyip Erdoğan özelinde sınır­landırıl­mak­ta. Erdoğan kesin­lik­le AKP sıraların­da­ki en agre­sif polemikçidir. Ken­di­sine duyu­lan nefret diğer örgüt­lerin kitleleri­ni mobi­lize etme­sine yarar sağla­mak­tadır, fakat bütün olay­ların temelinde yatan sadece bu poli­tik neden değildir.

Kemal­izm 2007 yılın­da hükümeti düşüre­bilmek için düzen­lediği ve araların­da bürokrat­ların ve gen­er­al­lerin de bulun­duğu Cumhuriyet mit­in­g­lerinde poli­tik bir yenil­giye maruz kalmıştır. Araların­dan çoğu şu anda ceza­ev­lerinde bulun­mak­tadır. Şim­di ise böyle­sine güçler Gezi Park mücade­lesinde ya da baş­ka yerde gerçek bir önder­liğin bulun­ma­masın­dan mütev­el­lit, aktüel protesto hareketinde nüfuz kazan­mak amacın­dandır­lar. CHP ve TGB gibi Kemal­ist güçler önder­liği ala­bilmek için kitleleri­ni sokağa çıkart­tılar. Fakat hareketin özünün kemal­izme mesafe­li duran entellek­tüeller, sanatçılar, öğren­cil­er, çeşitli sek­tör­ler­den örgütlü/örgütsüz işçil­er ve devrim­ci aktivistler­den oluş­masın­dan dolayı, kemal­ist­lerin tale­p­leri ve manevraları şu anda karşılık bul­ma­mak­tadır.

Mücadele Türkiye’nin bir çok şehrine sıçradığı gibi, Avru­pa’­da yaşayan Türk ve Kürd asıl­lı gurbetçi­lerin de gün­dem­ine yer­leşti. Direnişin başlangıcın­dan itibaren Avru­pa’­da dayanış­ma gös­ter­i­leri düzen­leniy­or. Bir çok yerde büyük kitlel­er direnişçil­er­le dayanış­mak için toplanıy­or­lar. Bun­ların bir kıs­mı kemal­ist güçler tarafın­dan domine edilmiş durum­da. Kemal­ist­lerin de araların­da bulun­duğu hareketin bütünü Recep Tayyip Erdoğan’ın devrilme­si görüşünde uzlaşmış durum­da; bu hareketin teme­line dönüşmüştür. Buna rağ­men direnişçi­lerin kemal­ist pro­jelere aldan­ma­ması gerek­mek­te­dir, net­icesinde bur­ju­va-kap­i­tal­ist siyasette madalyanonun öte­ki yüzüdür kemal­izm! Bunun yer­ine kitlelerin ihtiy­acı olan bur­ju­va değişken­lerinden bağım­sız bir pro­gram ve bağım­sız bir örgüt­tür.

Protestoların Zirvesinde Gençlik

İlk anketler gös­teri­ci­lerin %70’inin par­ti siyasetinde aktif olmadığı yönünde. Bun­ların %55’i ilk defa hay­at­ların­da gös­teri için sokağa çık­mış kim­sel­er. Hareketin çoğun­luğu gençler­den oluş­mak­ta. Eylem­lerinin önce­lik­li nedeni AKP hüküme­tinin hay­at anlayışlarını sınır­la­mak ve değişime uğrat­mak için yap­tığı poli­tikalar. Bu poli­tikalar Erdoğan’ın özel­lik­le genç evli çiftlere yap­tığı ”3 çocuk” duyu­rusuy­la başlayıp, alkol tüketen kes­im­lere alkolik/ayyaş gibi hakaretler­le saldır­ması ile devam etmek­te­dir. Hükümetin başlı­ca poli­tikası ise gençliği islam­laştır­mak­tır. Erdoğan bir kon­fer­ans­ta :”Biz din­dar bir genç­lik yetiştirmek istiy­oruz” diye açık­la­ma yap­mıştı. Hükümetin islam­laştır­ma siyaseti gençlerde fazlasıy­la hoşnut­su­zluk yarat­tı. Fakat mücadalenin neden­leri bu siyasi yön­tem ile sınır­lı değil; 25 yaş altın­da­ki gençler­den %20’si işsiz kon­um­da ve iş koşulları fazlasıy­la kötü. Bun­lar hoşnut­su­zluğu daha fazla derin­leştiren fak­tör­ler.

Üniver­site öğren­ci­leri mücadelede önem­li rol oynuy­or­lar. 2012 Aralık ayın­dan itibaren neredeyse her haf­ta çeşitli üniver­sitel­erde öğren­cil­er gerek üniver­site yöne­ti­mi gerekse polisler­le mücadele ediy­or­lar. Keza güvence­siz isti­h­damdan muz­darip öğre­tim görevlileri mücadeleleri­ni son aylar­da art­tırdılar. Gençliğin hoşnut­su­zluğu Türkiye sokak­ların­da ege­men oldu.

Sendikalar sahneye çıkıyor

Türkiye’ işçi­lerin çalış­ma koşulları felaket düzeyinde. İş kazaların­dan dolayı ölen işçi­lerin sayısı bir hayli fazla.

Die Türkei bietet den Arbei­t­erIn­nen katas­trophale Arbeits­be­din­gun­gen. Die Zahl der Toten durch Arbeit­sun­fälle ist extrem hoch. İşçi sınıfının büyük bir kıs­mı sig­or­tasız ve sendikalaş­ma hakkı­na sahip olmadığın­dan dolayı, pre­cari­at Türkiye’de önem­li bir konu. Fakat buna rağ­men sendi­ka bürok­tar­larının işçi­lerin tale­p­leri­ni gerçek­leştirmek için cid­di bir çabası söz konusu değil. Bunun yer­ine sendi­ka bürokrat­ları popülist söylem­ler kul­la­narak ayrı­calık­lı kon­um­larını sağlam­laştır­ma amacın­dalar. Gezi Parkı hareketi gerek kötü çalış­ma koşullarını gün­deme getire­bilmek gerekse kazanım­lar elde ede­bilmek için işçi sınıfı için çok önem­li bir rol oyna­mak­ta. DİSKve KESK hareketi yap­tık­ları açık­la­malar­la sem­bo­lik olarak destek­ledil­er. Hareketin duru­mu radikalleşince ve eylem­cil­er sendikalara genel grev çağrısın­da bulu­nun­ca, sendikalar topla­narak 2 gün­lük genel grev kararı aldılar. Bunun haricinde Hava-İş sendikası 15. Mayıs’­tan beri THY grevin­de bulunuy­or. Grevde olan işçil­er de direnişe katıldılar.

Mücadele derin­leştikçe sendi­ka bürokra­sisinin hain­liği aşikar oluy­or. AKP hüküme­tine sırtını dayayan ve Tekel işçi­ler­ine yap­tığı hain­lik­le bili­nen Türk-İş ve Memur-Sen genel grev talebi­ni red­det­til­er ve mücadel­eye hakaret edip, eylem­ci­leri provakatör olarak tanım­ladılar. Sendi­ka bürokra­sisinin pro­gramı sömürünün süreklil­iğine dayanır. Küçük reform­ları işçi sınıfının büyük kazanım­ları olarak gösteren ve işçi­lerin radikalleşmesi­ni engelleyen bir pro­gram.

İşçi­lerin şim­di direniş hareketi sayesinde sendi­ka bürokrat­ların­dan bağım­sız sokağa çık­ma ve tale­p­leri için mücadele etme imkanı bulun­mak­ta. Hareket sadece işçi sınıfının aktif katılımı ile sıçrayış yaşay­a­cağın­dan dolayı, hedef sendi­ka bürokra­sisi­ni genel grev çağrısıy­la baskı altı­na almak­tır.

Bu ara­da sendi­ka bürokra­sisi 2 gün­lük genel grev çağrısın­dan 1 gün­lük iş bırak­ma ve protesto eylem­ler­ine katıl­ma çağrısı uygu­la­yarak geri adım atmış durum­da. KESK genel başkanı Lami Özgen bu geri adımı ”Şu anda bir genel grev mümkün değil.” sözüyle açık­ladı. Bu açık­la­ma Bülent Arınç’ın KESK’e iç barışı zedele­meme­si gerek­tiği­ni içeren çağrısını yap­tık­tan son­ra gel­di. Fakat bu açık­la­maya rağ­men öğret­men­ler, dok­tor­lar, mimar­lar vs. bulun­duğu sek­tör­ler mücadel­eye katılmış durum­da. Bunun hede­fi yukarı­dan dik­te edilen­leri değil, karar­ları kendi­leri ala­bilmek. Bu sendi­ka bürokra­sisi ile ken­di kitlesinin arasın­da­ki ger­il­im­in ilk sebe­bi; sendikal eylem­lerin han­gi karak­tere sahip olması gerek­tiği. Ger­il­im­in ikin­ci sebe­bi ise; mücadel­eye ulaş­mak için işçi sınıfının çeşitli sek­tör­lerinin nasıl bir ara­da hareket ede­bile­ceği. Görü­nen KESK, DİSK, TMMOB ve TİB mücade­lenin genişlemesi­ni imkan dahilinde gör­müy­or­lar. İşçil­er bütün ülk­eye yayılan mücad­ele­ci akım sayesinde tale­p­ler­ine ulaş­ma fır­satını gördük­lerinden dolayı, sendikalar ve meslek örgüt­leri işçil­er tarafın­dan muhakkak baskı altı­na alı­nacak­tır. Sendi­ka bürokra­si­sine karşı mücadele bom­ba gibi tıkırdıy­or.

İşçi Sınıfının Objektif Durumu

2008 yılın­dan itibaren kap­i­tal­ist kriz­den dolayı Türkiye’nin büyüme oranı sendeliy­or. 2008 krizinin başlangıcın­da büyüme oranı %1,1 düşüş göster­mişti. Onu takip eden yıl­da Türkiye ekonomisi %-4,7 oranın­da düşmüştü. 2010-11 yıl­ların­da tekrar­dan %9,2 ve %8,5 büyüme oranı görüldü. Erte­si yıl tekrar­dan %2,2 düşüş gös­ter­di ve bu yıl %3 büyüme oranı bek­leniy­or.

İşçi sınıfı son yıl­lar­da çalış­ma saat­lerinin azal­ması ve asgari ücretin artışı ya da çalış­ma koşullarının iyileştirilmesi(2012 yılın­da 878 işçi iş sırasın­da hay­atını kay­bet­mişti) gibi ken­di duru­munu düzel­te­cek adım­lar ata­madı. Buna karşı Türk bur­ju­vazisinin alanı daha da dar­alt­mak­tadır. İşçi sınıfı­na karşı kıdem tazmi­natının ortadan kaldırıl­ması gibi bazı plan­lar­dan fer­a­gat etmek duru­mun­da kalındı. Türk bur­ju­vazisi son yıl­lar­da işçi sınıfı­na karşı büyük ölçek­li saldırılarını gerçek­leştireme­di. Bur­ju­vazinin plan­larının geri tepmesinde 2 mücade­lenin çok önem­li rolü bulun­mak­ta; 2009-10 sen­esinde Tekel işçi­lerinin Ankara’­da merkezi bir alan­da baskılara rağ­men 78 gün boyun­ca çadır­lar­da kon­um­lan­ması. Bu mücadele genel gre­vi beraberinde getir­mişti ve bin­lerce işçinin devlet ırkçılığı­na rağ­men bir­leşmesi­ni sağlamıştı. Tak­sim mey­danı için yürütülen kav­ga; 30 yıl boyun­ca işçi hareke­tine yasak­lı mey­dan olan Tak­sim, mil­i­tan mücadelel­er sonu­cun­da yüzbin­lerce işçi tarafın­dan kazanıldı ve 1 Mayıs res­mi işçi bayra­mı olarak tanındı. Hükümet bu sene 1 Mayıs bayra­mını Tak­sim’de kut­la­mayı yasak­larken, şehird­e­ki ulaşım engel­len­di ve bin­lerce polis alan­lar­da işçil­er­le ve devrim­ci örgütler­le çatıştı. Hükümet sadece olağanüstü hal koşulların­da işçi sınıfını dur­dura­bilir.

Türkiye’de asgari ücret 375 Euro’ya tek­ab­bül ediy­or. Barış görüşmeleri sürecinde Kürd böl­gelerinde yaşayan işçi­lerin sadece asgari ücretin üçte ikisi­ni ala­bile­ceği bölge­sel asgari ücret söz konusu olmuş­tu. Bu plan yürür­lüğe girme­den evvel Türk bur­ju­vazisi sek­törel saldırılara başadı. Asgari ücretler azaltıl­masa bile öden­memiş mesail­er, sendikaların iş yer­ler­ine gir­işine engel olma, çalış­ma saat­lerinin esnetilme­si ve toplu sözleşmelerin engel­len­mesi ile işçi­lik maaliyet­leri azaltıla­bilir. Böyle bir poli­tikanın örneği şu sıralar THY’de uygu­lan­mak­ta. 305 işçi hak­ları için greve git­tik­leri için işten atıldılar. Hükümet Gezi Park olayın­da olduğu gibi acı­masız bir şek­ilde bura­da da konuya müdahil olmuş durum­da. Zira bura­da saldırıların dur­ması işçi­lik maaliyet­lerinin ne THY’de ne de baş­ka bir iş yerinde azaltıla­may­a­cağı anlamı­na geliy­or.

Kürd Hareketinin Konumu

Gezi Parkı direnişi Türkiye coğrafyasın­da 1980 askeri darbesin­den itibaren en radikal hareket olmuş­tur. Lakin Kuzey Kürdis­tan böyle­sine eylem­lere yabancı değil, zira Kürtler Türk devle­tinin kuru­luşun­dan itibaren sayısız kez direniş göster­mişlerdir. Şu sıralar PKK ve hükümet arasın­da yürütülen barış görüşmeleri sebe­biyle kon­jonk­tür fark­lı. Ger­il­lalar 8 Mayıs’­tan itibaren Kuzey Kürdis­tan’­dan Güney Kürdis­tan’a geri çek­ilme sürecin­del­er ve BDP AKP hükümeti altın­da demokratik­leşme süre­ci amaçla­mak­ta. 3 Hazi­ran’­da Ger­il­lalar sınır­da Türk ordusu tarafın­dan savaş helikopter­leri ile saldırıya uğradı. HPG bu saldırıyı kınayan bir açık­la­ma yap­ması­na rağ­men, geri çek­il­menin sürdürüle­ceği­ni belirt­ti. Anlaş­malar Türk ve Kürd bur­ju­vazisinin itti­fakı temelinde barışı hede­fle­mek­te­dir. Türk bur­ju­vazisi özel­lik­le inşaat sek­töründe olmak üzere Güney Kürdis­tan’­da bir çok ticaret yap­mak­tadır.

Silahlı Suriye’li muhal­ifler Türk devleti tarafın­dan hem finansal hem de lojis­tik destek almak­tadır. Türkiye’nin dışiş­leri bakanı Ahmet Davu­toğlu Suriye’ye müda­halenin askeri boyut­ta olması ve Esad reji­mi­ni yık­mak için emperyal­ist güç­leri sürek­li ikna etm­eye çalışıy­or. Post-Esad Suriye’sinde Türkiye çok etk­ili ola­cağını düşünüy­or. Bu iki pro­jede Kürd halkı kilit role sahip. PKK önderi Abdul­lah Öcalan bunu Newroz’­da oku­nan mek­tubun­da şöyle açık­lıy­or; ”Tıp­kı yakın tar­i­hte Misak‑i Mil­li çerçevesinde Türklerin ve Kürt­lerin öncülüğünde gerçek­leşen Mil­li Kur­tu­luş Savaşı’nın daha gün­cel, kar­maşık ve derin­leşmiş bir türevi­ni yaşıy­oruz. Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kur­tu­luş Savaşı’nı bir­lik­te yap­mışlar, 1920 meclisi­ni bir­lik­te açmışlardır.

Misak‑i Mil­li’ye aykırı olarak parçalan­mış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorun­lar ve çatış­malar içinde yaşa­maya mahkum edilen Kürt­leri, Türk­men­leri, Asuri­leri ve Ara­pları bir­leşik bir ”Mil­li Dayanış­ma ve Barış Kon­fer­an­sı” temelinde ken­di gerçek­leri­ni tartış­maya, bil­inçlen­m­eye ve karar­laş­maya çağırıy­o­rum.”

Kemal­ist lügatla(Kurtuluş Savaşı ve Misak‑i Mil­li) biçim­lendirilmiş neo-osman­lı kon­sep­ti PKK’nin Türkiye’nin kap­i­tal­ist çıkar­larını bölgede­ki diğer Kürd toprak­ların­da destek­le­m­eye hazır olduğunu açığa çıkar­mak­tadır. Kürt­lerin res­mi tale­p­lerinin (BDP’nin yaygın kültürel tale­p­leri ve PKK ger­il­laları için genel af) uygu­lan­abilme­si için, Türk bur­ju­vazisi­ni bu temelde çek­m­eye yöne­lik atılan adım anlamı­na gelmek­te­dir.
Gezi Parkı direnişi BDP’yi kuşku­lara itmiştir, zira olası bir AKP hüküme­tinin devrilmesinde barış sürecinin bozu­la­cağı endişesi­ni taşı­mak­tadır­lar. Hareket BDP İstan­bul mil­letvek­ili Sır­rı Süreyya Önder’in önder­liğinde başladığın­da, BDP kitlesinin sadece bir kıs­mı harekete dahil oldu. BDP eşbaşkanı yap­tığı açık­la­ma­da; ”Gezi Parkı’nda yaşanan­ları barış müza­k­erelerinin karşıtlığı­na çevrilme­sine izin ver­meye­ceğiz. Çünkü biz onlar­la hareket etmiy­oruz. Tabanımız kesin­lik­le ırkçı ve faşistler­le aynı etkin­lik­ler içinde yer almay­a­cak.”

Bazı medya organ­ları bu açık­la­mayı çarpıt­tı ve şöyle yayın­ladı; ”BDP Tak­sim’de­ki kit­leyi faşist olmak­la suçladı.” Bu pozisy­on sokak­ta mücadele eden Kürtler tarafın­dan çürütüldü. Bunun ardın­dan Demir­taş’­tan bir baş­ka açık­la­ma daha gel­di; ” Biz­im sokak­ta, mey­dan­da dire­nen emekçiye, devrim­ciye, ileri­ciye saygımız var. Zat­en onlar­la bir­lik­tey­iz. Zat­en bu sokak­ları direne direne aşındıran, müza­kere süreci­ni yaratan biz­iz. AKP’nin de, başkasının da faşizmine boyun eğmedik, eğmey­iz. Hiç kimse faşizme karşı diz çökmesin. AKP de sokak­ta­ki direnişi doğru anla­malı.”

Sokak­lar­da­ki baskı ve Türk bur­ju­vaziyle yapılan görüşmel­er­den doğan çıkar­lar BDP’de açık bir şek­ilde çarpıştırıy­or.

Direnişin Perspektifleri

AKP şu sıralar kon­u­munu ve her şey­den önce kap­i­tal­ist çıkar­larını koru­mak amacıy­la bir kaç geri adım­la sonu­ca var­ma peşinde. Bülent Arınç ve Abdul­lah Gül ile konuş­ma yapan del­e­gasy­on Gezi Parkının yıkımının dur­du­rul­masını, İstan­bul, Ankara ve Hatay emniyet müdür­leri ve valilerinin görevden alın­masını, gözaltı­na alı­nan direnişçi­lerin serbest bırakıl­masını, gaz bom­bası ve ben­z­eri materyal­lerin kul­lanımının yasak­lan­masını, 1 Mayıs alanı olan Tak­sim ve Kızılay baş­ta olmak üzere Türkiye’de­ki tüm mey­dan­lar­da, kamusal alan­lar­da toplan­tı, gös­teri, eylem yasak­ları­na ve fiili engellemelere son ver­ilmesi­ni, ifade özgür­lüğünün önün­de­ki engel­lerin kaldırıl­masını talep etti. Ayrı­ca baş­ta 3. Köprü ve HES­’ler olmak üzere ekolo­jik değer­leri talan eden poli­tikaların dur­du­rul­ması, baskıcı, ırkçı, sek­sist poli­tikaların son bul­ması, baş­ta THY işçi­leri olmak üzere tüm emekçi­lerin hak gas­pları­na karşı tale­p­lerinin kab­ul edilme­si, savaş pro­pa­gan­dasının son bul­ması ve barışı talebi de yer almak­tay­dı gün­demde. Bu tale­pler AKP muhal­ifliği yapan kemal­ist güç­lerin ve lib­er­al ide­ologların arzu ettiği tale­pler­den çok uzak bir kon­um­da.
Son gün­lerde­ki mücadelel­er Türkiye’de bir dönüm nok­tası olduğunu işaret etmek­te­dir. Lakin asıl soru halen ceva­p­lana­mamış durum­da; Bu tür tale­pler nasıl kazanıla­cak? Eylem­cil­er şu ana kadar poli­tik bir zafer kazandılar ve polis­leri defet­til­er. Fakat belir­tilen tale­pler ancak Türkiye’de­ki kap­i­tal­izmin devrim­ci bir yıkımı ile ulaşıla­bilir. Bu tale­p­lerin gerçek­leşme­si temelinde çalış­ma yürüten bir devrim­ci önder­liğin olma­ması sorunu apaçık ortadadır. Şu ana kadar hükümete karşı cesur­ca mücadele eden kitlel­er, mücade­leyi bir baş­ka boyu­ta taşı­ma görevine sahip­tir. Bu sebe­ple Tak­sim Meydanı’nın hareketin karar­larını vere­ceği bir alana çevrilme­si çok önem­lidir. Bur­ju­va muhale­fe­tinin hareketin önder­liği­ni alma­ması için demokratik öz-yöne­tim oluş­malıdır. Eylem­cilere güç­leri­ni sağlam­laştır­mak ve işçi sınıfının diğer sek­tör­ler­ine ulaş­mak için gerçek bir genel grev zaruridir. Demokratik tale­p­lerin tama­men gerçek­leşe­bilme­si için geçiş pro­gramı bağlamın­da Türkiye’de ve enter­nasy­on­al sosyal­ist devrim hedefinde bağlan­tılı olmalıdır. Bu pro­gram düşünce ve toplan­ma özgür­lüğü ve baskılara karşı mücadele ile başla­malıdır, lakin üniver­sitel­erde ve mahallelerde(kapitalist şir­ket­lerin çıkar­ları doğrul­tusun­da kentsel dönüşüme son) demokratik öz-yöne­tim soru­ları da katıl­malı ve bu demokratik soru­lar üre­tim ilişk­i­leriyle bağlan­tılı tutul­malıdır.

Kürt halkı ve diğer halk­larının ezilen ulus­ların ken­di kaderi­ni tayin hakkı sınırsız bir şek­ilde kab­ul edilme­lidir. Devrim­ci kuru­cu meclis talebi de hükümetin otorit­er karak­ter­ine karşı yapılan protesto­ları bir­leştire­bilir. Tabi­atıy­la bu tale­pler ancak işçi sınıfının önder­liğinde yapıla­cak devrim ile gerçek­leşe­bilir. Bun­dan dolayı Türkiye’de işçi sınıfının devrim­ci par­tisinin kurul­ması acil bir vaz­ifedir.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.