Türkçe

Avrupa’daki yabancı düşmanlığına karşı enternasyonal dayanışma

Son haftalarda ''mülteci krizi'' Avrupa'da derin bir sosyal ve siyasi krize dönüştü. Onbinlerce insanın Balkan ülkelerinden, Yunanistan'dan veya Akdeniz yoluyla Avrupa sınırlarını geçme çabalarını ve bu arada hayatını kaybeden binlerce kişiyi yansıtan fotoğraflar kapitalist barbarlığın vahametini gösteriyor. // RIO (Devrimci Enternasyonalist Örgüt, Almanya), NPA içindeki CCR (Devrimci Komünist Akım, Fransa) ve Sınıfa Karşı Sınıf (Clase Contra Clase, İspanya) tarafından 4 Eylül 2015 tarihinde yayınlanan bildiri.

Avrupa'daki yabancı düşmanlığına karşı enternasyonal dayanışma

Göç­men­ler ve mül­te­cil­er Suriye ve Afgan­istan’­dan Türkiye, Yunanistan ve Balkan ülkeleri üzerinden Macaris­tan’a kadar ”ölüm güz­er­gahını” kul­la­narak Avrupa’nın kuzeyine ulaşa­bilmek amacıy­la yürüy­or­lar. Akd­eniz’in kıyıları Sahra Altı Afrika’­dan ve kıtanın diğer böl­gelerinden yol­cu­luğa başlayan bin­lerce göç­men için ade­ta bir mezarlığa dönüştü.

Türk kıyısın­da kara­da ölü halde cese­di duran küçük Kürt çocuğu Aylan’ın fotoğraflarının dünya çapın­da büyük öfke yarat­masının ardın­dan, Avru­pa hükümet­leri yaşanan ”insan­lık krizi” üzer­ine ”demago­jik bir şek­ilde ”endişeli” olduğunu belir­tip, mül­te­ci­lerin AB ülkeleri arasın­da pay­laşıl­ması için yeni plan­lar öner­iy­or­lar. Onları en çok ilgilendiren ise kısıt­layıcı göç yasalarının şid­det dozunu daha fazla art­tır­mak. Böyle­lik­le büyük mül­te­ci ve göç­men akımını frenleye­bilir ve sınır dışı ede­bil­menin daha rahat bir yol­unu bula­bilmek için sözü­mona insancıl kam­plar kura­bile­cek­ler.

Ser­mayenin hakimiyetinde­ki Avrupa’nın önde gelen isim­leri göç­men­lerin par­alarıy­la zengin­leşen ”şebeke mafyalarını” göze­tim altın­da tut­ma öner­isi getiriy­or­lar. Bunun arka planın­da yatan hakikat ise bu tür mafy­atik oluşum­lara yabancı düş­man­lığı içeren göç­men poli­tikaların bu alanı açıy­or olmasıdır. 2015 yılının başın­dan itibaren 320 binden fazla insan ”kaçak” yol­lar­la Avru­pa’ya göç etti. Sınır duvar­ları, tel örgü­leri ve baskıcı yasalar göç­men akımını frenleyemiy­or. Çünkü mül­te­ci akımı savaş, fakir­lik ve sosyal kriz sebe­p­leriyle mey­dana geliy­or. Bu baskıcı yasaların onbin­lerce insanın duru­munu daha da tehlike­li ve tra­jik hale getirmek­ten baş­ka bir işle­vi yok.

Mülteciler ile dayanışma hareketleri; Yabancı düşmanlığına ve emperyalist ikiyüzlülüğe karşı

Son aylar­da Almanya’­da yabancı düş­man­lığı ve mül­te­cilere uygu­lanan şid­det artıy­or. Neredeyse günde bir saldırı mey­dana geliy­or. Mül­te­ci kam­pları­na saldırılar, kun­dak­la­malar, sosyal ve siyasi örgütlere saldırılar ve ırkçı yürüyüş­lerin sayısı epey art­tı.

Bu ara­da dayanış­ma hareket­lerinin, ırkçılığı ve yabancı düş­man­lığı red­de­den­lerin ve emperyal­ist göç­men poli­tikasını eleştiren­lerin sayısı da artıy­or. Dres­den’de 10.000 ve Viyana’­da 20.000 insan ”Refugees Wel­come” (Mül­te­cil­er hoşgel­di­niz) şiarı ile sokağa çıkıp, Avru­pa hükümet­leri tarafın­dan öner­ilen poli­tik ted­bir­leri sert bir şek­ilde eleştir­di. İspanya’nın Barcelona, Madrid ve bir çok baş­ka şehirde aynı şiar ile eylem­ler düzen­len­di. Almanya’­da ve diğer ülkel­erde vatan­daşların bir kıs­mı her ne kadar hükümetler bu tür eylem­leri destek­lemese ve örgütlemese bile mül­te­cilere ev, su, hijyenik ürün­ler, elbise ve yemek tedarik ederek, onlar­la aktif bir şekide dayanış­ma gös­teriy­or.

Bu kriz­den dolayı Alman hükümeti ”insancıl” yüzünü göster­mek için ırkçı eylem­leri yargılıy­or. Suriye’­den gelen mül­te­cil­er için kısa bir süre için ”Dublin yönet­meliği” uygu­lan­madı. AB’nin ”Dublin yönet­meliğine” ilti­cacıların ilk kayıt olduk­ları ülkede başvu­ru yap­maları gerekiy­or. Aynı zaman­da hükümet baş­ka ülkel­er­den gelen mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin koşullarını göç­men yasasını katılaştırarak ve yurt dışı edilmeyi hız­landırarak kötüleştiriy­or. Bu poli­ti­ka göç­men­leri ilticayı ”hake­den” ve ”haket­meyen­ler” olarak ayrıştıran bir söylev ile bütün­leşiy­or. Bu şek­ilde mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin çoğun­luğu ille­galleştir­iliy­or, hay­at­ta kalmalarının koşullarını daha da kötüleştiriy­or ve sömürüye hapsediy­or.

Büyük Bri­tanya’­da Cameron hükümeti göç­men yasasını ”ille­gal” yol­lar­dan gir­iş yapan mül­te­cilere hapis ceza­sı içeren bir yasa ile reform­laştır­ma isteğinde. Dan­i­marka’­da par­la­men­to birkaç gün önce mül­te­cil­er için yardımı azal­tan yasayı yürür­lüğe sok­tu. İspanya’­da Rajoy hükümetinden bir bakan mül­te­ci­leri ‘’sızın­tı yapan eve” ben­zetti. Doğu Avru­pa’­da yeni yeni teller kuru­luy­or ve sınır­lar daha fazla mül­tecinin gir­işi­ni engelle­mek amacıy­la daha da korunaklı hale getir­iliy­or. Macaris­tan’­da mül­te­cilere karşı ırkçı ve şid­det dolu baskı kam­pa­nyaları düzen­leniy­or.

Büyük Bri­tanya’­da UKIP, Fransa’­da Ulusal Cephe, Almanya’­da aşırı yabancı düş­manı hareketler, Dan­i­mar­ka Halk Par­tisi, Macaris­tan’­da Job­bik, Yunanistan’­da Altın Şafak, Polonya’­da Hak ve Adalet Par­tisi ve Avus­tu­rya’­da­ki FPÖ gibi yabancı düş­manı aşırı sağcı par­ti­lerin yük­selişi bir çok ülkede sağa kayan kutu­plaş­mayı gös­teriy­or. Bu par­til­er yabancı düş­manı ve mil­liyetçi çizgi­leri­ni ileriye taşı­mak için kriz­den fay­dalan­mayı amaçlıy­or­lar. Bun­lar bir çok ülkede­ki yük­sek işsi­zliğin yarat­tığı korkuyu kul­la­narak, ”yer­li” işçil­er, uzun süredir o ülkede otu­ran göç­men nesiller ve Avru­pa’ya çare­sizce gelen yüzbin­lerce yeni göç­menin arasın­da­ki yarığı derin­leştirme çabasın­dalar.

Yabancı düş­man­lığı Avru­pa’­da­ki işçi sınıfını ”yer­li” ve ”yabancı”, göç­men ve mül­te­ci olarak bölmek, onların gücünü azalt­mak ve kuru­luşlarını bal­ta­mak amacın­da. Bu ara­da işçi sınıfı son onyıl­lar­da giderek daha fazla çok ulus­lu ve çok kültür­lü bir sını­fa dönüştü. Sömürülen­lerin ve ezilen­lerin çek­tiği acıların esas sorum­lusu olan kap­i­tal­izmin yargılan­masını engelle­mek için krizin ”günah keçisi­ni” arıy­or­lar.

Antiemperyalist ve antikapitalist bir program

Geri­ci ve mil­liyetçi poli­tikalar ve yabancı düş­manı söylevlere karşı ancak mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin hak­larını savu­nan ve işçi­lerin ve kitlelerin bütün tale­p­leri ile krize karşı bir­leştire­bilen güçlü bir işçi ve kitle hareketi ile mücadele edilebilinir.

Mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin geri­ci göç­men yasalarının kaldırıl­ması, kam­pların hemen kap­atıl­ması ve bütün sınır­ların mül­te­cilere açıl­ması gibi tale­p­leri­ni savu­nan yaygın bir sosyal hareket gerek­lidir. Aynı zaman­da bu hareketin acil durum planı oluş­tu­rarak mül­te­ci­leri konut, eksik­siz sosyal ve siyasi hak ve uygun iş konusun­da destek­leme­si gerek­mek­te­dir.

Her defasın­da daha fazla insanı Almanya’­da ve diğer ülkel­erde mül­te­cil­er­le buluş­tu­ran dayanış­ma alışılagelmişin dışın­da bir sinyal. Lakin mül­te­ci­lerin korkunç koşulları salt ”insan­lık” sorunu olarak algılan­ma­malı. Bu sorun en önce siyasi ve sınıf­sal bir sorun­dur.

İşçi sınıfını ”yer­li” ve göç­men olarak bölen ırkçılık ve yabancı düş­man­lığı göç­men­lerin ve önce mül­te­ci­lerin mad­di yaşam koşullarını kötüleştirmek için de kul­lanılıy­or. ”Evrak­sı­zlar, kağıt­sı­zlar” olarak güvence­siz durum­ları onları ille­galleştir­ilmiş işe ve en aşağılayıcı çalış­ma koşulları­na hapsediy­or. Avru­palı kap­i­tal­istler böyle­lik­le işçi sınıfının diğer kes­im­lerinin çalış­ma koşullarını kötüleştirmek ile tehdit ediy­or­lar, nitekim mül­te­cil­er işçi sınıfının büününün çalış­ma koşullarını daha da güvence­siz hale getirmek için ”yedek ordu” olarak kul­lanılıy­or­lar.

Bu yüz­den sendikalar ve işçi örgüt­leri mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin mücade­le­sine katıl­mak, onların tale­p­leri­ni ken­di pro­gram­ları­na almak ve onları ken­di safların­da örgütle­mek mecburiyetindel­er. Gün­cel ”mül­te­ci krizin­den” dolayı acil önlem­ler talep edilmeli ve işçi hareketi sefer­ber edilme­lidir. Buna rağ­men sendi­ka bürokrat­larının mül­te­ci­lerin örgütlen­mesinde ve bir­lik­te mücadelede en ufak bir isteği ve çıkarı yok. Sendikalar ve işçi örgütlen­meleri içinde epey fazla ırkçılık bulunuy­or. Bu yüz­den sendikalar içinde mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin mücade­le­siyle dayanış­ma içinde olan bir mücad­ele­ci akım kur­mak gerek­mek­te­dir. Bu akım sendikalar­da­ki ırkçılığa karşı mücadele etmek için bir mücadele planı oluş­tur­malı ve mül­te­ci­lerin bütün tale­p­leri­ni üstle­nen ve onları güvence­siz çalış­ma koşulları­na karşı, kit­sel işsi­zliğe karşı, maaş art­tırımı için, sağlık­ta ve eğitimde acil önlem­lere karşı mücadelede bütün­leştirme­lidir.

Almanya’­da­ki gibi neon­azi­lerin şid­detli saldırıları­na karşı salt mül­te­cil­er ve göç­men­ler ile geniş sınıf dayanış­ması örgütle­mek yet­miy­or. Artan ırkçı saldırılara ve devlet baskıları­na karşı mül­te­ci­lerin güven­liği­ni sağlayan hay­ati önem sarfe­den öz savun­ma komitelerinin kurul­ması gerek­mek­te­dir.

Bir çok Avru­pa ülkesinin yaşadığı kap­i­tal­ist kriz sebe­biyle bu tale­pler kemer sık­macı hükümetler, Troy­ka ve işsi­zliğe karşı mücadele­den ayrı tutu­la­maz. Bun­lara karşı işin işçil­er ile işsi­zler arasın­da yaşam maliyeti­ni karşılaya­bilmek için adil maaş ve devlet bütçesinin sosyal yardım­lar için attırıl­ması gibi tale­pler getir­ilme­lidir. Bunun için borçlu ülkelerin borçlarının sil­in­mesi ve bankaların ve merkezi ekonomik sek­tör­lerin işçi dene­ti­mi altın­da kamu­laştırıl­ması esastır.

”Mül­te­ci krizi” bur­ju­vazinin işçi sınıfını ”ille­gal” ya da ”legal”, göç­men ya da ”yer­li”, güvence­siz ya da ”tam zam­lı çalışan” diye bölen ve onların hay­at şart­larını mahve­den sınıf çıkar­larının dışa vuru­mudur. Bu kriz böl­gel­erde­ki yıl­lar­dan süre gelen ve yüzbin­lerce insanın kaç­ması­na sebep olan emperyal­ist poli­tikaların bir sonu­cu olarak büyük oran­da sosyal afete dönüşmüştür.

Bu yüz­den askeri müda­halelere ve kap­i­tal­ist merkezin ülkelerinin silah ticare­tine karşı duran ve işçi­lerin empy­eryal­izme ve çevre ülkel­erde­ki bar­bar­lığa karşı antikap­i­tal­ist bir cev­abı olan bir antiem­peryal­ist bir pro­gram oluş­tu­rul­malıdır.

Yabancı düş­man­lığının artışı­na ve Avru­pa hükümet­lerinin bütün geri­ci poli­tikaları­na karşı mül­te­ci­lerin ve göç­men­lerin bütün hak­ları için yürütülen mücade­lesinin bütün işçi sınıfının mücade­lesi­ni kap­i­tal­izme karşı bir­leştiren bir per­spek­tif gerek­lidir. Çünkü ser­mayenin ege­men­liğin­de­ki Avru­pa’ya karşı dur­madan, antikap­i­tal­ist pro­gram olmadan ve işçi­lerin hakimiyetinde­ki Avru­pa per­spek­tifinde işçi hükümet­leri için mücadele etmeden bu gün­cel kriz­den ileri­ci bir çıkış yok­tur.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.